27 Ağustos 2011 Cumartesi

NETLOGDAKİ BİR ARKADAŞIMIZIN MESAJI:

Kur'an Gölgesinde Mesajlar
Huseyin Meric
:لسلام عليكمورحمة الله وبركاته:
بســـم الله الرحمن الرحيم
.............
NETLOGDAKİ BİR ARKADAŞIMIZIN MESAJI:
İSPANYOLCA:Hola Huseyin mil gracias por todo lo que me envias esta muy interesante,te felicito por la boda de tu hermana vi la fotos ahora los conozco que bueno que tienes a tus padres cuidalos amalos y respetalos es una bendicon contar con ellos ya ahora estoy descansando de mi trabajo. Yo trabajo en un hospital soy especialista en aparto respiratorio y como veras hay mucho trabajo,hay veces que no me conecto a la computadora pues llego muy cansada y ademas las actividades propias de la casa y mi rol como mama y como esposa asi que hoy descanso y dedico un poco a saludar a mis buenos amigos me dio mucho gusto conversar contigo estaremos en contacto que las bendiciones de Dios nuestro señor sean para ti y tu linda familia te envio un fuerte abrazo tu amiga de siempre Josefina...
TÜRKÇE ÇEVİRİSİ:Merhaba beni gönderen herkes için Hüseyin bin sayesinde çok ilginç, ben senin kız kardeşinin düğün sizi kutluyorum ben fotoğraflar artık size anne kendilerini sevgi bakmak ve bir bendicon sadık onları ve şimdi ikinci istirahat ediyorum nasıl iyi biliyorum gördüm benim iş. Ben bir hastanede solunum cihazı uzman çalışan ve olduğu kadar çok iş var, anne ve eş olarak çok yorgun olsun ben bilgisayara bağladığınız zaman ve aynı zamanda evin faaliyetleri ve benim rol böylece dinlenme şimdi var ve benim iyi arkadaşlarım Rabbimiz Allah'ın nimetlerine temasa geçecektir benimle konuşmak için büyük bir mutluluk verdi merhaba biraz geçirmek sizin ve Josefina her zaman büyük bir kucaklama arkadaşına göndermek güzel aile için olabilir ...
...
BENİM CEVABİM:TÜRKÇE:
merhaba saygıdeğer güzel insan ne gÜZEL bir mesaj okurken çok mutlu oldum
sizlere en kalbi duygularım ile milyarlarca selam ve sevgilerimi yolarım
bizler arkadaşlık ve dostluk ebedi daim görmek istiyoruz
çünkü kendim duygusal bir kişiyim
arkadaşlarımı hep mutlu güleryüzlü görmeyi seviyorum
kendim için ne istemiş isem ALLAH tan onlar içinde istiyorum
çünkü kişi seçtiği arkadaşının hep iyiler ile karşılaşması niyetinde olursa o ebedi olur
sevgili güzel insan
tekrar mesaj için çok teşekür ederim
selam ve dua ile kal
ALLAH İÇİN SİZLERİ SEVİYORUM
NOT
ÖZELİKLE MESAJINIZ BENİ ÇOK MUTLU EDİYOR
ÇÜNKÜ ALLAH YOLUNDA KALBINIZ ÇARPIYOR
KİŞİ DÜNYAYA GELİŞİ VE NİHAYET ÖLÜM İLE SON BULUR BU DÜNYADA
AMA
RUH ÖLMUYOR AHİRET VAR
DİRİLME VAR
HESAP VAR
CENNET VE CEHENNEM VAR
FAKAT KİŞİ ÖNCE İMAN GETİRMESİ GEREKİR
EN SON DİN İSLAM
KUR'ANİ KERİME
HZ MUHAMMED MUSTAFA S.A.V
İMAN ETMESİ
VE ALLAH İNANCI KALBİNDE TAŞIMALI
BUNA İMAN ETİKTEN SON ARTIK
HARAMDAN
İÇKİ ZİNA KÖTÜ DÜŞÜNCELERİNDEN UZAK KALMALI
VARSA KENDİ DİLİNDE İSLAM KİTAPLARI BULUP OKUMALARI
BUNU YAPAN BİR KİŞİ İMAN ETMİŞTİR
ALLAH SİZLERE BUNU NASİP ETMİŞ YETERKİ ARAŞTIRINIZ
BULUNUZ
AYRICA SİZLERİN İMAN ETMENİZ DİĞER AİLE İÇERSINDEKİLERİNDE İMAN ETMESİNE VESİLE OLMASI
EN BÜYÜK BİR BAHTIYARLIKTIR
BUNDAN DOLAYI SİZLERE KUR'ANDAN AYETLER YOLAYACAM OKUYUNUZ
BEN SİZLERE DUA EDERİM
SİZDE DUA EDİNİZ
İSLAM SEÇMENİZ HER İKİ DÜNYA KURTULMANIDIR
BİZ MÜSLÜMANLAR TÜM İNSANLARIN KURTULUŞU İÇİN GELEN
EN SON KUR'ANİ KERİM MESAJINI
SADECE MÜSLÜMANLAR İÇİN DEĞİL TÜM YARATILMIŞ KİŞİLER İÇİN GELMİŞ YBUNU UNUTMAYALIM SEVGİLİ SAYGIDEĞER ARKADAŞIMBİRAZDAN SİZLER İLE PAYLAŞIM YAPACAM LUTFEN OKUYUNUZ SELAM VE DUA İLE KALINIZ
ŞUNU SÖYLEMEK GEREKİR YILARCA İSLAM DİNİNİ KÖTÜ YANLIŞ TANITMAYA ÇALIŞAN YAHUDİ VE HİRİSTİYAN PAAPZLAR OLDU
FAKAT ONLARDA BİR KAÇI HARİÇ ÇOĞU GİZLİCE MÜSLÜMAN OLARAK İSLAMİ SEÇMİŞTİR HATIRLATAYIM.
..
İSPANYOLCA DLİİ:
Mi respuesta es: TURQUÍA
hola gente linda respetado lo que yo estaba muy contento al leer un buen mensaje
saludos y amor para el corazón de los sentimientos de miles de millones de Integrativa
eterna amistad y el compañerismo, siempre queremos ver
porque yo soy un sobreviviente de la emocional
Me gusta ver a mis amigos siempre sonriendo feliz
Yo soy lo que Dios quería para mí en el bronceado que quieren
Si tiene la intención de que la persona elegida por el encuentro con el buen amigo, siempre será la eterna
Querida gente guapa
multi-sitio de la función que el mensaje de nuevo, me gustaría
saludos y oraciones están con
QUE DIOS TE AMO
NOTA
En particular, me MENSAJE muy feliz
EL CAMINO a Dios, porque mi corazón late
PUEBLOS DEL MUNDO EN ESTE MUNDO Y EL LÍMITE DE LA MUERTE termina con
PERO
Mentales no tienen el más allá
Revival SÍ
SI CUENTA
Paraíso y el infierno SI
PRIMERA PERSONA, PERO USTED TIENE QUE CREER EN EL COMERCIO
RELIGIÓN ISLÁMICA EN LOS ÚLTIMOS
El Sagrado Corán
Profeta Muhammad Mustafa S.A.V
Ha llegado la fe de
CORAZÓN transportados y la creencia en Dios
CREEMOS que duran más ética
HARAMDAN
Pensamientos Zina BEBIDAS BAD siguen siendo remotas
Localice a su propia lectura lenguaje islámico LIBROS
Creemos que esta persona tiene un
QUE DIOS TE ESTA FUE UNA yeterki navegar por la concesión
Encontrar el
SU FAMILIA también creen que significa que tienes que creer İÇERSINDEKİLERİNDE
LA GRAN BAHTIYARLIKTIR
Por esa razón leer el Corán YOLAYACAM PROFETA
Te Lo Agradezco ORACIÓN
Han Ore
KURTULMANIDIR elegir tanto el mundo islámico
SALVACIÓN PARA TODAS LAS PERSONAS SOMOS MUSULMANES
Corán Ultimo Mensaje
HECHO PARA LOS MUSULMANES NO SÓLO A TODAS LAS PERSONAS PARA COMPARTIR CON USTED Adivina YBUNU UNUTMAYALIM AMADO POR FAVOR LEA EL REVERENDO ARKADAŞIMBİRAZDAN SALUDOS Y LA ORACIÓN PARA QUEDARSE
USTED DEBE TENER UN MAL YILARCA la religión del Islam judíos y cristianos EMPLEADO PAAPZLAR fue la descripción de MAL,
Pero la mayoría de pensar como un musulmán ISLÁMICA excepción de unos pocos optaron por recordar.
KONUMUZ:
KONUMUZ LÜTFEN OKUYUNUZ SEVGİLİ GÜZEL ARKADAŞIM
Din Neye Denir
Din: Allah'ın, insanlara Peygamberleri aracılığı ile gönderdiği bir sistemdir. Bu sistem, akıl sahiplerini kendi istekleri ile dünyada huzur ve saadete, âhirette sonsuz mutluluğa ulaştırır.

Dinin Gayesi
Din, bize yaratılışımızın amacını, Allah'a karşı yükümlü olduğumuz görevleri öğretir. İyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı tanıtır ve iyiye ulaşmanın yollarını gösterir.
Din insanı ruhen yükseltir, ahlâken olgunlaştırır, fertlerin birbirlerinin haklarına saygılı olmalarını ister ve uyulması gereken hak ve görevleri belirler.
Kısaca; dinin gayesi, insanı hem dünya hayatında, hem de ahirette mutluluğa kavuşturmaktır. Bize düşen görev, dinin gösterdiği nurlu yolda yürüyerek bu mutluluğa ulaşmaktır.

İslâm Dini ve Diğer Dinler
İlk insan olan Hz. Adem (a.s.) aynı zamanda ilk peygamberdir. İnsanlığın ilk dini de Hak din'dir. Hz. Adem'den Peygamberimiz Hz. Muhammed'e kadar gelen bütün peygamberler insanlara Allah'ın birliği inancını tebliğ etmişler ve Allah'a nasıl ibadet edileceğini öğretmişlerdir.
Ancak son peygamber Hz. Muhammed'den önceki peygamberlerin tebliğ ettiği iman esasları ve dinî hükümler zamanla bozulmuş ve insanlar karanlıklar içinde kalmıştı. İnsanlığı düştüğü bu durumdan aydınlığa çıkaracak bir kurtarıcıya ihtiyaç vardı.
Bunun üzerine Yüce Allah, son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.) aracılığı ile bütün insanlara son ve en mükemmel din olan İslâm'ı göndermiştir.
Bu gerçek Yüce Allah tarafından Kur'an-ı Kerim'de şöyle bildirilmiştir:
"Allah katında din, şüphesiz İslâmdır." (1)
İslam'ın dışındaki dinler, Allah katında makbul değildir. Bunların insanlara bir yararı olmayacaktır. Bu konu Kur'an-ı Kerim'de şöyle açıklanmıştır:
"Kim İslâm'dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecektir. O, ahirette de zarara uğrayanlardandır." (2)
İslâm Dini, Allah tarafından gönderildiği gibi hiçbir değişikliğe uğramadan ve bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. Bundan sonra da bu özelliğini koruyacaktır. İslâm, Allah katında makbul olan tek dindir.
Bazı insanlar tarafından ortaya konulan dinler de vardır, ancak bu dinler, batıl ve geçersizdir. Çünkü bunlar, Allah tarafından gönderilmemiş, insanlar tarafından uydurulmuştur.
İslâm Dini'nin Özellikleri
1) Hz. Muhammed tarafından tebliğ edilen İslâm, son dindir. Ondan başka din gelmeyecek, hükümleri kıyamete kadar devam edecektir.
2) İslâm evrensel bir dindir. Önceki peygamberlerin tebliğ ettikleri dinler, belirli milletlere geldiği halde İslâm dini, bütün dünya milletlerine gönderilmiştir.
3) İslâm dini'nin hükümleri insanların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde mükemmeldir. Bu sebeple başka bir dine ihtiyaç kalmamıştır.
4) İslâm dini, kendinden önce Allah tarafından gönderilen peygamberleri ve ilâhi kitapları tasdik eder. Ancak o kitapların hükümlerini yürürlükten kaldırmıştır. Çünkü onlar, belirli milletlere sınırlı zamanlar için gönderilmişti. İslâm Dini ise bütün milletlere gönderilen ve kıyamete kadar değişmeden devam edecek olan Din'dir.
İMAN
İman Ne Demektir
İman'ın sözlük anlamı, herhangi bir şeye inanmak demektir.
Dini terim olarak iman: «Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)'in Allah tarafından getirdiği şeylerin doğru olduğuna kalb ile inanmak ve bu inacı dil ile söylemektir.»
Allah'ın varlığına ve birliğine, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Allah'ın peygamberi olduğuna kalbi ile inanan ve bu inancını dili ile söyleyen kimseye «Mü'min» denir.
Kelime–i Tevhid
Okunuşu: "Lâ ilâhe İllellâh, Muhammedün Rasûlüllah."
Anlamı: "Allah'tan başka tanrı yoktur. Hazreti Muhammed (s.a.s.) Allah'ın Peygamberidir."

Kelime-i Şehadet
Okunuşu: "Eşhedu en lâ ilâhe illellâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasûlüh."
Anlamı: "Ben şahitlik ederim ki, Allah'tan başka Tanrı yoktur. Yine şahitlik ederim ki Hazreti Muhammed (s.a.s.)
Allah'ın kulu ve Peygamberidir."
İman esasları, topluca ve özet olarak hem Kelime-i Tevhid, hem de Kelime-i Şehadette ifade edilmiştir. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Peygamber olduğuna inanmak, O'nun Allah tarafından getirip haber verdiği her şeyin doğru ve gerçek olduğuna inanmayı gerektirir. Bu sebeple bir insan, Kelime-i Tevhid veya Kelime-i Şehadetten birini dili ile söyler, kalbi ile de inanırsa İslâm Dini'ne girmiş olur.
Ancak, müslümanın bu kadarla yetinmeyip, İman esaslarını ayrıntıları ile öğrenmesi ve hepsine ayrı ayrı inanması gerekir.

İMAN ESASLARI

İman'ın Esasları Nelerdir
Ayrıntılı olarak inanılması gereken iman esasları altıdır. Bunlara iman'ın şartları da denir.

İman'ın Şartları
1– Allah'a,
2– Allah'ın Meleklerine,
3– Allah'ın Kitaplarına,
4– Allah'ın Peygamberlerine,
5– Ahiret Gününe,
6– Kadere; İster iyi, ister kötü olsun, evrendeki her şeyin ve her olayın Allah'ın bilmesi, dilemesi ve yaratmasıyla meydana geldiğine,
İnanmaktır.
DAHA SONRA SİZLERE BU 6 TANESİNİ AÇIKLAYACAĞIM.
OKUDUĞUNUZ İÇİN RAHMAN SİZLERİ İMAN EDEN KULLARI ARSINDA ALSIN İNŞAALLAH KAL SELAMET İLE
...
POR FAVOR LEA LA MULTA tema del querido amigo
Lo Dema religión
Religión: Dios, es un sistema que envía a la gente a través de profetas. En este sistema, los dueños de la paz mental y la felicidad en el mundo con sus peticiones, la otra vida y la felicidad eterna que se alcanza.

El Objetivo de la religión,
Religión, nos yaratılışımızın el propósito, deberes para con Dios nos enseña que somos responsables. Formas bien y el mal, lo correcto e incorrecto para llegar introduce y muestra la mejor.
Religión plantea la gente espiritualmente, moralmente madura, los derechos de las personas a respetar su derecho y el deber de determinar si y que se cumplen.
En resumen, el propósito de la religión, la gente y la vida del mundo, y en la felicidad aquí en adelante kavuşturmaktır. La tarea que tenemos ante nosotros, iluminando el camino de la religión muestra que la felicidad consiste en llegar a pie.

Las religiones islámicas religiosas y Otros
El primer hombre, el Profeta. Adam (AS), al mismo tiempo, el primer profeta. Borrar los derechos religiosos de la humanidad. Hz. Adán, el Profeta. La unidad de todos los profetas de Alá a Mahoma, y había comunicado su creencia en Dios se les enseña a adorar.
Sin embargo, el último profeta, el profeta. La fe religiosa en los principios y disposiciones de los anteriores profetas Muhammad corrompido con el tiempo y la gente se queda en la oscuridad. La humanidad necesita un salvador que iluminará la situación se había caído.
Entonces, el Dios Todopoderoso, el último profeta. Muhammad (la paz sea con él) a través de la religión última y más perfecta, el Islam, envió a todas las personas.
Este hecho ha sido informado por el Dios Todopoderoso en el Corán como sigue:
"La visión de Dios de la religión, por supuesto, el Islam." (1)
Religiones distintas del Islam, Alá no es aceptable. No va a ayudar a estas personas. Este tema describe el Corán como sigue:
"¿Quién llama a una religión diferente del islam, nunca será aceptado de él. Uğrayanlardandır pérdida en la otra vida." (2)
Religión islámica, como enviado por Dios para el presente no tiene cambios e intacto. Después de eso, la propiedad seguirá siendo. Islam, Allah es la religión sólo es aceptable.
Algunas personas son establecidas por las religiones, pero las religiones, supersticiones y sin efecto. Debido a que estos son, por Dios, sin embargo, inventado por la gente.
Características del Islam
1) Hz. El Islam predicado por Muhammad, la última religión. Otra religión no vienen de él, las disposiciones continuará hasta fin del mundo.
2) El Islam es una religión universal. Sus profetas anteriores de las religiones, las naciones, a pesar de haber llegado a una determinada religión del Islam, envió a todas las naciones del mundo.
3) Las disposiciones del Islam es la manera perfecta para satisfacer las necesidades de las personas. Por esta razón ya no necesita la religión a otra.
4) La religión del Islam, antes de que él y los divinos profetas enviados por Dios afirma libros. Sin embargo, se derogan las disposiciones de los libros. Porque fueron enviados a naciones específicas de un tiempo limitado. Enviado a todas las naciones de la religión islámica y de la religión, que continuará sin cambios hasta el día del juicio.
CREER
¿Qué es la Fe
Colapso İman'ın, es creer en nada.
En cuanto a la fe religiosa: "Profeta. Muhammad (la paz sea con él) trajo por Dios a creer con el corazón de lo que es correcto y que es decir con el lenguaje del INAC. »
La existencia y la unidad de Dios, el profeta. Muhammad (la paz sea con él) y cree en su corazón es su profeta, y nadie que le diga esto con el lenguaje de la fe «creer» se llama.
Kelime-i Tawhid
Lectura: "La ilaha İllellâh, Muhammedün Profeta."
Significado: "No hay más dios que Alá, el Profeta Muhammad (la paz sea con él) Profeta de Allah.".

Shahaadatayn
Lectura: "La ilaha illellâh y eşhedü Eşhedu la Enne y Rasûlüh Abduhu Muhammad."
Es decir:. "Me gustaría dar testimonio de que no hay Dios sino Alá Una vez más, me gustaría declarar que el Profeta Muhammad (PB)
Siervo de Alá y el Profeta. "
Principios de la fe, de manera colectiva y como un resumen de la palabra-i-Tawhid, y la palabra Şehadette-i se expresan. Porque el Profeta. Muhammad (la paz sea con él) 's para creer que el Profeta, las noticias traídas por su Dios, a creer en todo lo que se requiere información precisa y real. Por esta razón, una persona, la palabra-i-i-Tawhid, o la palabra a la lengua de uno de Şehadetten dice, se entró en el corazón de la religión del Islam cree que con.
Sin embargo, no satisfecho con la parada de los musulmanes allí, con los detalles de los principios de la fe para creer que el aprendizaje y la necesidad de separar a todos.

PRINCIPIOS DE LA FE

¿Cuáles son los principios de la İman'ın
En concreto, los principios de la fe necesaria para creer que seis. También pidieron condiciones iman'ın.

Condiciones İman'ın
1 - Dios,
2 - Los ángeles de Dios,
3 - Allah, en Sus Libros
4 - Los Profetas de Allah,
5 - Día del Juicio,
6 - destino, sea bueno o malo, si el universo, Dios lo sabe todo y cada evento, y se produce la creación de voluntades,
Creer.
Esto, entonces seis de ellos se explica.
Rahman CREER QUE HA LEIDO SUS SIERVOS ARSINDA insha'Allah si quedarse Salvación

25 Ağustos 2011 Perşembe

KADİR GECESİ

Kur'an Gölgesinde Mesajlar
Huseyin Meric
:لسلام عليكمورحمة الله وبركاته:
بســـم الله الرحمن الرحيم
.............
twitter deki sayfamıza sizleri bekliyoruz.
https://twitter.com/#!/HuseyinMeric01
http://www.facebook.com/pages/Kuran-G%C3%B6lgesinde-Mesajlar/143378565711172
.....
selamün aleyküm sevgili arkadaşlarım.Hepinizin mübarek kadir geceniz candan kutlarım Rabbim hayirlara vesile kılsın.sizleri Allah için çok seviyorum.dualarımızdasınız.
..
KADİR GECESİ
Aziz Mü'minler!

Bu gece mübarek Kadir gecesidir.
Hakkında Kur'an-ı Kerim'de müstakil bir süre bulunan tek gece kadir gecesidir. Aynı adı taşıyan bu sure de şöyle buyurulmaktadır. "Şüphesiz biz, Kur'an-ı Kadir gecesinde indirmişizdir. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir."

Değerli Kardeşlerim!

Zaman ve mekanlar, kendilerinde meydana gelen büyük ve önemli olaylarla değer kazanırlar. Kadir gecesi bu bakımdan hiçbir geceye nasip olmayan bir olayın meydana geldiği gecedir. Çünkü bu gecede kadri yüce bir kitap olan, Allah Teala'nın insanlığa gönderdiği son mesaj Kur'an-ı Kerim, inmeye başlamıştır.

Kur'an-ı Kerim İslamiyet'in ana kitabıdır. Dinin esasıdır. Dini hükümlerin dayanağı olan dört delilin birincisidir. Bütün dini hükümleri ihtiva eden Kur'an-ı Kerim, geçmiş semavi kitapların da özetidir. İnanç, ibadet, ahlak ve sosyal bakımdan insanı ve insan topluluklarını maddi-manevi mutluluğa ulaştıracak her şeyi bildirmiştir. Nitekim Nahl suresinin 89'ncu ayetinde mealen şöyle buyrulmuştur: "Ey Muhammed, sana, her şeyi açıklayan ve Müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, rahmet ve müjde olarak Kur'an-ı indirdik."

Kur'an-ı Kerim insanlar için bir hidayet kaynağı olarak gönderilmiştir. Bu husus bir çok ayette sık sık tekrarlanmıştır.Nitekim İsra suresinin 9'ncu ayetinde:

"Doğrusu bu Kur'an en doğru yola hidayet eden ve yararlı işler yapan mü'minlere büyük ecir olduğunu, inanmayanlara ahirette yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler" buyrulmuştur.

Kur'an-ı Kerim, son ilahi kitap olarak gönderildiğinden, talimatı da bütün insanlığı içine alacak
şekilde umumidir.

Kur'an-ı Kerim, her şeyden evvel Allah'ın varlığını, birliğini, O'nun yüksek ve eksiksiz sıfatlarını, yaratılmışlara olan rahmet ve mağfiretinin genişliğini tespit ve talim eder. İnsanlar için hayat ve saadet kaynağı olan önemli ve ölmez prensipleri ortaya koyar.

Kur'an-ı Kerim, aile hayatı ile karı-kocanın karşılıklı hak ve vazifelerinden, milletlerarası münasebetlere; selamlaşmaktan, evlere izin alarak girme adabına varıncaya kadar, sosyal hayatın bütün kurallarını gösterir, en yüksek, en güzel ahlak prensiplerini öğretir.

Aziz Mü'minler!

Kur'an-ı Kerim, zina, fuhuş, sarhoşluk, adam öldürmek, yalan söylemek, iftira etmek, haksızlık yapmak, israf etmek, hiyanette bulunmak ve gıybet etmek gibi toplumu sarsan kötülükleri yasaklar.

Kur'an-ı Kerim, daima ileriyi emreder. "Babamızdan böyle gördük" diyerek kötü alışkanlıklardan ayrılmak istemeyenleri ayıpla", körü körüne taklidi reddeder.

İlk inen ayeti "OKU" diye başlayan Kur'an-ı Kerim, insanları daima ilme teşvik eder. Akla ve düşünceye büyük önem verir. Kainatın ve ondaki yaratılış inceliklerini düşünmeye davet eder. "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? diyerek, ilmin üstünlüğünü ortaya koyar.

Hülasa Kur'an-ı Kerim, insanı dünya ve ahirette mutlu kılacak her şeyi ihtiva eden bir Kitab-ı Mübin'dir. O'nu rehber edinen yanılmaz. O'na sımsıkı sarılan sapıklığa düşmez. Onun gösterdi yolda yürüyen şaşırmaz ve onu okuyanın ecri az olmaz.

İşte Kur'an-ı Kerim gibi insanlık için bir hidayet rehberi olan kitabın, böyle bir gecede inmesi, ona müstesna bir şeref kazandırmıştır.

Değerli Kardeşlerim!

Kadir gecesine mahsus bir ibadet yoktur. Geceye en büyük hususiyeti veren Kur'an-ı Kerim'i okuyarak, tevbe ve istiğfar ederek, dua ve niyazda bulunarak, kaza ve nafile namazı kılarak mübarek gecenin ihyasına çalışılır. Hz. Aişe validemiz Peygamber Efendimize: "Kadir gecesini idrak edersem ne yapayım ?" diye sorduğunda: Peygamberimiz: "Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni de affeyle", diye dua et, buyurmuşlardır.

Hutbemi bir hadis-i şerifi mealini arz ederek bitiriyorum.

"Her kim Kadir gecesini, faziletine inanarak ve ecrini Allah'tan umarak, ibadetle ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır."

Kandiller zincirinin son halkası mübarek Kadir gecenizi tebrik ederek, hayırlara vesile kılmasını Cenab-ı Hakk'dan niyaz ederim.
 okuduğnuz için hepinize çok teşekür ederim.selam ve dua ile kalınız
 

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Dini doğru tutmak

Kur'an Gölgesinde Mesajlar
Huseyin Meric
:لسلام عليكمورحمة الله وبركاته:
بســـم الله الرحمن الرحيم
.............
twitter deki sayfamıza sizleri bekliyoruz.
https://twitter.com/#!/HuseyinMeric01
http://www.facebook.com/pages/Kuran-G%C3%B6lgesinde-Mesajlar/143378565711172
.....
Dini doğru tutmak
  
     
    Allah Teâlâ buyurur ki:

    «O size dinden Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahy'ettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi şeriat (hukuk düzeni) yaptı. Şöyle ki; Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin» (42 Şûrâ 13.)

    Cenâb-ı Hakk bu âyette, Nuh (a.s.)'a vasıyyet ve Muhammed (s.a.v.)'e vahyettiğini ve adı geçen son üç peygambere vasıyyet ettiklerini bize şeriat yaptığını haber veriyor. Bu peygamberler, şu âyette bildirildiği gibi kendilerinden söz alınmış olan ülül-azm (büyük) peygamberlerdir:

    «Hani peygamberlerden; senden, Nûh'dan, İbrahim, Musa ve Meryem oğlu İsa'dan söz almıştık» (33 Ahzab  7.)

    Birinci âyet-i kerimede, Resûlüllah (s.a.v.) hakkında «sana vahy ettik» ifadesi, diğer peygamberler hakkında ise «vasıyyet» şeklinde kullanılmıştır. Sonra Cenâb-ı Hak, Dini dosdoğru ayakta tutun» buyurdu. Bu kısım, vasıyyetin tefsiri (açıklaması)'dir. Âyetteki, «diye» anlamına gelen «en» (açıklama) edatıdır. Kavi (demek, söylemek) anlamına gelen, ancak «kavi» kökünden türemeyen «vasıyyet etti», «vahyetti» kelimelerinden sonra gelir. Nitekim Allah buyurur ki.

    «Sonra sana tâbi ol diye vahyettik» (16 Nahl 123.)

    «Sizden önce kitap verilenlere ve size Allah'tan korkun diye vasıyyet etmiştik» ( 4  Nisa' 131.)

    Bunun anlamı şudur: Allah'tan korunun demiştik. «Dini dosdoğru ayakta tutun» âyet-i kerîmesi de aynı şekilde «sizin dininiz resullere vasıyyet ettiğimiz dindir ki, biz onlara dini dosdoğru ayakta tutun, dinde fırka fırka bölünmeyin dedik» anlamındadır. O halde bizim şeriatımız, «dini dosdoğru ayakta tutun» emridir. Bize şeriat olan şey, vasıyyet edilen ve vahyolunandır. Vasıyyet edilen ve vahyolunan şey ise, dini dosdoğru ayakta tutma emridir. Burası, bize şeriat kılınanın; peygamberlere vasıyyet ve Muhammed (s.a.v.)e vahyedileni tefsir etmektedir. «Ayakta tutun» emrine muhatap olanlar, ya biz insanlar veya adı geçen peygamberlerdir, denebilir. Yine bununla herkes, yani hem peygamberler, hem de biz insanlar kasdedebilir ki, en güzeli de böyle bir açıklamadır. Bu, şuna benzer: Falandan, Allah'a itaat et, diye istediğim şeyi senden de istiyorum. Veya falanlara şöyle şöyle yapın diye vasıyyet ettiğim şeyi size de vasıyyet ediyorum. Şimdi buna göre ilk âyette geçen, «vasıyyet ettiğimiz şeyi» kısmını inceleyelim. Birinci görüşe göre «şey» anlamına gelen «mâ», «dini dosdoğru ayakta tutun» emridir. Yani bu emir «mâ» (şey) den bedeldir; onun yerini tutmaktadır. İkinci görüşe göre, onlara hitâb ettiği şeyi, şeriat kıldı ki, o da, «dini ayakta tutun» emri olup yine bedeldir. Böylece önceki peygamberlere söylenen şeyler sadece hatırlatılmış oluyor. Üçüncü görüşe göre ise anlam şöyle oluyor: Herkesin muhâtab olduğu vasıyyet edilen şeriat şudur: (Ey peygamberler, ey insanlar) dini dosdoğru ayakta tutun.»

    Hem ümmetlere, hem peygamberlere söylenildiği ifade buyurularak, bu cemâate, yani peygamberler ve ümmetler cemâatine hitab edildiğine göre, kasdedilenler her iki grubun, yani peygamberlerin ve biz insanların tamamıdır. Bu tefsir inşâallah daha doğrudur. İlk iki görüşe göre de anlam bu sonucu veriyor. Çünkü bize şeriat kılınanla peygamberlere vasıyyet edilen aynı şeydir. O da dini dosdoğru ayakta tutmak, fırka fırka bölünmemektir. Gerçi sözün gelişinden peygamberlere hitâb edildiğinin anlaşılması bir tereddüd doğuruyorsa da, artık açıkça görülüyor ki, aynı söz bize de söyleniyor. Veya onlara söylenen şeyin yapılması için bize hitâb ediliyor, yahut da hem bize hem onlara hitâb edilerek söyleniyor. Bunların hepsi aynı anlama gelir.
 KAYNAK:İGRA İSLAM ANSİKLOPEDİSİ

22 Ağustos 2011 Pazartesi

3- ÂL-İ İMRAN SURESİ.1 ile 51 ci ayetler


Kur'an Gölgesinde Mesajlar
Huseyin Meric
:لسلام عليكمورحمة الله وبركاته:
بســـم الله الرحمن الرحيم
.............
twitter deki sayfamıza sizleri bekliyoruz.
https://twitter.com/#!/HuseyinMeric01
http://www.facebook.com/pages/Kuran-G%C3%B6lgesinde-Mesajlar/143378565711172
.....

3- ÂL-İ İMRAN SURESİ.1 ile 51 ci ayetler

Medenîdir, iki yüz âyettir.(İki yüz âyettir, bütün müfessirlerce Medenîdir. İçinde İmran soyundan bahsedildiği için İmran soyu anlamına gelen Al-i İmran adiyle adlanmıştır.)
Rahman ve Rahîm Allah Adıyla

1- Elif lâm mîm.

2- Öyle bir Allah'tır ki yoktur ondan başka tapacak; diridir, daimî olarak mahlûkatının işlerini tedbîr ve her şeyi tasarruf eder.

3- Kitabı, sana gerçek ve ellerinde bulunanı gerçekleyici olarak indirdi, Tevrat ve İncil'i de indirdi

4- Evvelce, insanlara hidâyet olarak, gerçekle bâtılı ayırt eden kitabı da indirdi. Tanrı âyetlerine inanmayanlardır çetin azap ve Allah öyle üstün bir kudret sahibidir ki aman vermez.

5- Şüphe yok ki ne yeryüzünde bir şey Allah'a gizli kalır, ne gökyüzünde.

6- O, size, daha analarınızın karnındayken dilediği gibi şekil verir. Yoktur ondan başka üstün, hüküm ve hikmet sahibi tapacak.

7- Öyle bir Tanrı'dır ki sana kitap indirdi. Onun bir kısmı, mânası-apaçık âyetlerdir ve bunlar, kitabın temelidir. Diğer kısmıysa çeşitli mânalara benzerlik gösterir âyetlerdir. Yüreklerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onları tevil etmek için mânaları açık olmayan âyetlere uyarlar. Halbuki onların tevilini ancak Allah bilir. Bilgide şüpheleri olmayacak kadar kuvvetli olanlarsa derler ki: Biz inandık ona, hepsi de Rabbimizdendir; bunu aklı tam olanlardan başkaları düşünemez. 44[1]


[1] Muhkem, mânası apaçık demektir. Müteşabih, çeşitli mânalara gelen anlamınadır.


8- Rabbimiz, bizi doğru yola sevk ettikten sonra kalplerimizi saptırma ve kendi katından bize rahmet bağışla, şüphe yok ki sen, fazlasıyla bağışlayansın.

9- Rabbimiz, muhakkak sen, geleceğinde şüphe bulunmayan günde insanları toplayansın. Şüphe yok ki Allah, vaadinden dönmez.

10- Kâfir olanları, Allah katında, ne malları birşeyden kurtaRabilir, ne evlâtları. Onlardır ateşin yakacağı kişiler.

11- Firavun soyu ve ondan öncekiler gibi hani. Âyetlerimizi yalanladılar, Allah da onları suçlarıyla alıverdi ve Allah'ın cezası çetindir.

12- Kâfirlere de ki; Yakında alt olacaksınız, cehennemde toplanacaksınız ve orası ne kötü bir yatılacak yerdir.

13- İbretti size birbirleriyle karşılaşan o iki bölüğün hali. Bir bölük, Allah yolunda savaşmadaydı, öbürüyse kâfirdi ve inananları, gözleriyle iki misli görmedeydiler. Allah, dilediğini yardımıyla kuvvetlendirir ve şüphe yok ki bunda, görenlere kesin bir ibret var.45[2]


[2] Bu âyet, Müslümanların ilk savaşı olan ve Hz. Muhammed (s.a.a)'in en büyük düşmanlarından bulunan Ebû-Cehl'in öldürülmesiyle sonuçlanan Bedir savaşını anlatmaktadır.


14- Kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşlere, güzel ve cins atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı insanların aşırı sevgisi vardır ve bu sevgi, insanlar için bezetilmiş bir sevgidir. Fakat bunlar, dünya yaşayışına ait birer matahtan ibarettir. Sonucu varılıp gidilecek yerin güzelliğiyse ancak Tanrı katındadır.

15- De ki: Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi: O da, sakınanlar için, ebedî olan ve kıyılarından ırmaklar akan, içinde tertemiz eşler bulunan bahçelerdir ve Allah'ın sizden râzı oluşudur. Allah, kullarını görür.

16- Onlar öyle kişilerdir ki Rabbimiz derler, inandık, suçlarımızı yarlıga ve bizi koru ateşin azâbından.

17- Onlar, sabredenler, gerçekler, itaat eyleyenler, mallarını yoksullara harcayanlar ve seher çağlarında, suçlarının yarlıganmasını dileyenlerdir.

18- Allah, kesin olarak bildirdi ki kendisinden başka yoktur tapacak. Meleklerle bilgi sahipleri de tam bir doğrulukla bunu bildiler, bildirdiler. O üstün Tanrıdan, o hüküm ve hikmet sahibinden başka yoktur tapacak.

19- Allah katında din, ancak İslâm dinidir. Kendilerine kitap verilenler, bunu adamakıllı bildikten sonra aralarındaki azgınlık ve haddini aşma yüzünden ihtilâfa düştüler ve kim Allah'ın âyetlerine inanmazsa bilsin ki Allah, pek tez hesap görür.

20- Seninle çekişirlerse hemen de ki: Ben ve bana uyanlar, özümüzü Allah'a teslîm ettik. Kendilerine kitap verilenlerle analarından doğdukları gibi kalanlara de ki: Siz de teslîm oldunuz mu? Özlerini Allah'a tapşırırlar, İslâm dinini kabul ederlerse şüphe yok ki doğru yolu bulmuş olurlar. Yüz çevirirlerse sana düşen ancak bildirmedir ve Allah, kullarını görür.46[3]


[3] Çekişenler, Necran Hıristiyanlarıdır.


21- Allah'ın âyetlerini inkâr edip haksız yere peygamberleri öldürenlere, insanlardan, doğruluğu emredenlerin canlarına kıyanlara gelince: Onları elemli bir azapla müjdele.

22- Onlardır bütün yaptıkları, dünyada da boşa gidenler, âhirette de. Bir tek yardımcıları bile yoktur onların.

23- Görmez misin kitaptan, kendilerine bir pay verilenleri; aralarında hakemlik etsin diye Allah'ın kitabına çağrılırlar da sonra onların bir kısmı arkalarını çevirir; onlar zâten bunu âdet edinmiştir.

24- Bu da, sayılı günlerden başka ateşte kalmayız demelerindendir. Kendi uydurmaları olan bu kanaat, onları dinlerinde de aldatmıştır.

25- Onları toplayıverdiğimiz gün ne olacak halleri? O günün geleceğinde hiç şüphe yok ve o gün herkese kazancının karşılığı verilecek, zulmedilmeyecek onlara.

26- De ki: Allah'ım, mülkün sahibi sensin, mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden alırsın. Dilediğini yükseltirsin, dilediğini alçaltırsın. Senin elindedir hayır, sensin her şeye gücü yeten.

27- Geceyi uzatırsın, gündüzün bir kısmı gece olur. Gündüzü uzatırsın, gecenin bir kısmı gündüz olur. Ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü izhar edersin ve dilediğini sayısız rızıklandırırsın sen.

28- İnananlar iman edenleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. Bu işi yapan, Allah'tan bir şey beklemesin, fakat kâfirlerden çekinmeniz gerekse o başka. Allah, kendisinden sakınmanızı emretmektedir ve dönüp varılacak yer de Allah tapısıdır.

29- De ki: Gönlünüzdekini gizleseniz de Allah bilir, açığa vursanız da. Göklerde ve yeryüzünde ne varsa bilir ve Allah'ın her şeye gücü yeter.

30- O gün bir gündür ki herkes, yaptığı hayrı hazırlanmış bir halde karşısında bulacak, işlediği kötülükle de arasında pek uzun bir mesafe olmasını arzulayacak. Tanrı, kendinden korunmanızı buyurur ve Allah, kullarını pek esirgeyicidir.

31- De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun da Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı yarlıgasın. Allah yarlıgayıcıdır ve rahîmdir.

32- De ki: Allah'a ve Peygambere itaat edin. Fakat yüz çevirirlerse Allah da kâfirleri sevmez.

33- Şüphe yok ki Allah, Âdem'i, Nûh'u, İbrahîm soyunu ve İmrân soyunu seçti, âlemlere üstün etti.47[4]


[4] İmran, Mûsâ ile Hârûn'un babasıdır. Bu takdîrde buradaki İmran soyu sözüyle Mûsâ ve Hârûn kastedilir. İmran'a Meryem'in babası diyenler olduğu gibi bu hususta başka rivâyetler de vardır.


34- Birbirlerinden türemiş bir soydur onlar ve Allah duyar, bilir.

35- An o zamanı ki İmrân'ın zevcesi, yâ Rabbi demişti, karnımdakini, azatlı bir kul olmak üzere sana adadım, kabul et. Şüphe yok ki sen duyarsın, bilirsin.48[5]


[5] Bu âyetlerin meâli, aşağı yukarı Luka İncili'nin I. bölümünde mevcuttur.


36- Doğurunca da yâ Rabbi demişti kız doğurdum; zâten Tanrı, onun ne doğurduğunu biliyordu; erkek kıza benzemez, ona Meryem adını verdim, onu da, soyunu da sana ısmarladım, taşlanmış Şeytan'dan sen koru demişti.

37- Rabbi, onu iyi bir sûrette kabul etti, bir nebat yetiştirir gibi onu yetiştirdi, geliştirdi, Zekeriyya'yı da onun hizmetine memûr etti. Zekeriyya, ne vakit mihRaba girse yanında bir yiyecek bulurdu. Yâ Meryem demişti, bunlar nereden geliyor sana? Meryem, Allah'tan demişti, şüphe yok ki Allah dilediğini sayısız rızıklarla rızıklandırır.

38- Zekeriyya, orada Rabbine dua etmiş, yâ Rabbi demişti, sen katından tertemiz bir soy ver bana, muhakkak ki duaları duyansın sen.

39- Mihrapta durmuş, namaz kılıyordu ki melekler, gerçekten de Allah, sana Yahya'yı müjdelemededir. O, Tanrıdan gelen sözü tasdik eden bir erdir, uludur, kötülüklerden tamamıyla çekinmiştir, iyilerden ve doğrulardan bir peygamberdir o diye nida etmişti.

40- Zekeriyya, Rabbim demişti, benim nasıl oğlum olabilir ki ihtiyarlık, üstüme çökmüştür, karım da kısır. Böyle de olsa demişti, Allah dilediğini yapar.

41- Zekeriyya demişti ki: Rabbim, bana bir delil ver. Allah da, insanlarla işaretleşmen ayrı, tam üç gün, konuşmaman onlarla, delildir sana. Çok an Rabbini, akşam ve sabah çağlarında, onun noksan sıfatlardan arı olduğunu söyle demişti.

42- An o zamanı da, hani melekler Meryem'e, yâ Meryem, Allah gerçekten de seni seçti, arıttı ve âlemlerdeki kadınlara üstün etti.

43- Yâ Meryem, Rabbine itaat et, secdeye kapan, rükû edenlerle rükû et demişti.

44- Bunlar, gaibe ait haberler ki sana vahyetmekteyiz. Meryem'i yetiştirmeyi tekeffül edecek kimdir diye kura çekmek için kâlemlerini attıkları zaman da yanlarında değildin, bu hususta çekiştikleri zaman da.

45- Hani melekler, yâ Meryem, gerçekten de Allah seni, kendisinin bir kelimesiyle müjdelemektedir adı da Meryemoğlu Mesîh İsa'dır onun ve o, dünyada da kadri yüce bir erdir, âhirette de ve yakınlardandır o.49[6]


[6] "Kelime", burada Tanrıyı birleyiş sözü, yahut Tanrı kitabı, yahut da İsa'dır. İsa, Tanrının ol sözüyle var olduğundan kelime diye anılmıştır. Peygamber olduğu cihetle Tanrı kelimesi denmiştir, nitekim Hz. Muhammed (s.a.a)'e de "Zikr" denmiştir diyenler de vardır (al-Müfredât, s. 455). Mesîh kelimesinin Süryaniciden Arapça'ya geçtiğini söyleyenler olduğu gibi bir yere el sürmek anlamına gelen mesh'ten geldiğini söyleyenler de vardır. Yeryüzünde fazla gezdiğinden, yağla meshedilmiş olarak doğduğundan, suyla vaftiz edildiğinden bu lâkapla lâkaplanmıştır diyenler ve kelimenin İbraniceden geldiğini söyleyenler bulunmuştur (Aynı kitap, s. 484). Manen yomlulukla ve bereketle meshedildiği, suçlardan arındığı, zeytin yağıyla, inananları meshettiği, körlerin gözlerini, eliyle meshederek açtığı, hastaları, eliyle sıvazlayarak iyileştirdiği için bu adla anılmıştır diyenler, hatta doğduğu vakit Cebrail tarafından, kanadıyla meshedildiği için bu adı aldığını söyleyenler bile vardır (Mecma'ül-Beyan 1, s.189).

46- Beşikteyken de, olgunluk çağındayken de insanlarla konuşacaktır ve o, temiz kişilerdendir demişti de.

47- Meryem, yâ Rabbi demişti, benim nasıl çocuğum olabilir? Bana hiçbir insan dokunmadı. Allah, öyledir ama demişti, dilediğini yapar Allah ve bir işin olmasını diledi mi hemencecik ol der ona ve o oluverir.50[7]


[7] Bu âyetlerin meâli, aşağı yukarı Luka İlcili'nin I. bölümünde mevcuttur.


48- Tanrı ona bilgiyi, hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i öğretir.

49- İsrailoğullarına peygamber olarak gönderir, o da onlara der ki: Ben, Rabbinizden delille geldim size. Balçığı yoğurur, kuş şekline sokar, ona üflerim, Allah'ın izniyle kuş olur. Anadan doğma körü körlükten kurtarırım, abraş illetine tutulmuşu, Allah'ın izniyle iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüyü diriltirim, evlerinizde yediklerinizi, sakladıklarınızı size bildiririm. İnanmışsanız şüphe yok ki, bunlar size delildir. 51[8]


[8] İsa Peygamberin ölüyü diriltmesi, körlerin gözlerini açması, hastaları iyileştirmesi, Ahd-i Cedit'te de vardır. (Matyus. 9, 12, Markus, 1. 40-41, 2, 3-11, 3, 1-5, 5, 25-43, 10, 46-52. Diğer İncil'lerde de bu çeşit mûcizelerden bahsedilmektedir). Ancak topraktan kuş şeklinde bir şey yapıp üfürdüğü ve o şeklin kuş olduğu hakkında bir şey yoktur.


50- Tevrat'ın gerçekliğini söylemekte, size haram edilen bâzı şeyleri helâl etmekteyim, Rabbinizden delillerle geldim. Sakının Tanrıdan da bana itaat edin.

51- Şüphe yok ki Allah, benim de Rabbimdir, sizin de Rabbiniz; ona kulluk edin, budur doğru yol.
okuduğunuz için hepinize çok teşekür ederim.lutfen paylaşlım.

FAKİRLİK-ZENGİNLİK


Kur'an Gölgesinde Mesajlar
Huseyin Meric
:لسلام عليكمورحمة الله وبركاته:
بســـم الله الرحمن الرحيم
.............
twitter deki sayfamıza sizleri bekliyoruz.
https://twitter.com/#!/HuseyinMeric01
http://www.facebook.com/pages/Kuran-G%C3%B6lgesinde-Mesajlar/143378565711172
.....

FAKİRLİK-ZENGİNLİK
Fakirlik; Anlam ve Mâhiyeti
Aslî ihtiyaçların dışında, zekât nisabı kadar mala mâlik olmayan veya nisaptan daha fazla mala sahip olduğu halde, bunlar ihtiyaçlarına yeterli bulunmayan kimseye "fakir", hiçbir şeyi bulunmayan yoksula da "miskin" denir. Yoksulluk problemi ve zenginle yoksul arasında denge sağlanması, eski çağlardan beri toplu yaşayışın en önde gelen problemleri arasındadır. Semavı dinler, toplum bilimciler, iktisatçılar ve devlet adamları bu konuda çeşitli çözümler getirmişlerdir.                                                    

İslâm'da veren el, alan elden üstün tutulmuş ve mü'minler helâl yoldan kazanç sağlamaya teşvik edilmiştir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Sâlih (iyi) mal, sâlih kişi için ne güzeldir" (Ahmed bin Hanbel, Müsned, IV, 194). Hz. Peygamber şöyle duâ etmiştir: "Allah'ım, yoksulluk fitnesinin şerrinden, küfür ve yoksulluktan sana sığınırım" (Nesaî, Sehv, 90, İstiâze, 16, 29; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 36, 39, 42, 44; VI, 57, 207). Yine Allah elçisi şöyle buyurmuştur: "Ben görmeyen birisiydim, Allah basiretimi açtı; fakirdim, beni zengin kıldı" (Buhârî, Enbiyâ, 51). "Şüphesiz, insan borçlandı mı, konuşursa yalan söyler, vaad ederse, sözünde duramaz" (Buhâri, İstikrâz 10).

Fakirlik insan düşüncesi üzerinde olumsuz etki yapar. Muhammed eş-Şeybânî'ınin (ö.189/805) şöyle dediği nakledilir: Ebû Hanife (ö.150/767) ilim meclisinde iken hizmetçisi evde yiyecek kalmadığını söyleyince, o şöyle demiştir: "Allah hayrını versin, kafamdan kırk fıkıh meselesini kaçırttın". Yine Ebû Hanife'nin başka bir sözü şöyledir: "Evinde yiyeceği olmayan kimse ile istişârede bulunma. Çünkü onun fikri dağınık, kalbi meşguldür; kararı isabetli olmaz" (Yûsuf el-Kardâvî, Fakirlik Problemi ve İslâm, terc. Abdulvehhâb Öztürk, Ankara, 1975, s.24). "Hâkim, öfkeli iken karar vermesin" hadisi de aynı esası belirtir. İslâm hukukçuları fazla açlık, susuzluk ve benzeri etkenleri öfkeye kıyas etmişlerdir.

Yoksulluk evlilik hayatını da etkiler. Ayette "Evlenmeye çare bulamayanlar, Allah kendilerini fazl-u kereminden zengin kılıncaya kadar, zinâya karşı iffetlerini korusunlar" (24/Nûr, 33) buyurulur. Ebû Hanife'ye göre, kocanın yoksulluğu sebebiyle kadın boşanma dâvâsı açamaz. Sabretmesi, gerekirse kocasından izin alarak çalışması ve kocasının nafakayı borçlanması gerekir. Delili şu âyettir: "Eğer borçlu, darlık içinde ise ona geniş bir zamana kadar mühlet (vermenizdir)." (2/Bakara, 280). Şâfii (ö.204/819), Mâlik (ö.179/795) ve Ahmed b. Hanbel'e (ö.241/855) göre, kadın, kocasının nafakayı temin edemeyecek şekilde yoksulluğu yüzünden boşanma talebinde bulunabilir. Ric'â talaktan (cayılabilir boşama) söz eden âyetin sonunda şu uyarı vardır: "Bu kadınları haklarına tecavüz için, zararlarına olarak tutmayınız" (2/Bakara, 231).

Yoksulluk, toplumda huzursuzluğa sebep olur. Ashâb-ı kirâmdan Ebû Zer el-Gıfârî'nin (ö.32/652): "Evinde yiyecek bulamayanın, insanların üzerine yalın kılıç yürümediğine şaşıyorum" dediği nakledilmiştir (el-Kardâvî, a.g.e., s.27). Bir toplumda zenginlerle yoksullar arasındaki mesafe büyür, zengin azınlık israf ve sefâhet içinde yüzerken, yoksullar aslî ihtiyaçlardan bile mahrum kalırsa, kalplere kin, buğz ve nefret tohumları ekilir, toplum düzeni bozulur.

Allahu Teâlâ rızkı, mal-mülk edinmeyi çalışma ve risk esasına bağlamıştır. İnsanların becerileri farklı olduğu, çocuk ve servetler bir imtihan aracı sayıldığı için, servette mutlak eşitlik amaçlanmamıştır. Âyetlerde şöyle buyurulur: "Allah, rızık hususunda kiminizi kiminizden üstün kıldı" (16/Nahl, 71). "Şüphesiz Rabbin, dilediği kimsenin rızkını genişletir, dilediğini de daraltır. Çünkü O, kullarının her halinden haberdardır; her şeyi hakkıyla görendir" (17/İsrâ, 30) . "O, sizi yeryüzünün halifeleri yapan, size verdiği şeylerde, sizi imtihan etmek için kiminizi derecelerle kiminizin üstüne çıkarandır" (6/En'âm, 165).

Servetlerin gerçek mâliki Yüce Allah'tır. İnsan, malı üzerinde vekil ve yed-i emindir. O, serveti, yaratıcının koyduğu sınırlar içinde kazanmak, harcamak ve tasarruflar yapmakla yükümlüdür. Âyetlerde şöyle buyurulur: "Size (tasarruf için) vekâlet verdiği maldan O'nun uğrunda harcayın" (57/Hadîd, 7). "Onlara Allah'ın size verdiği maldan verin" (24/Nûr, 33). Servetinde toplumun hiçbir hakkı bulunmadığını öne süren ve Kapitalizmin sembolü sayılan Karun'u, Allahu Teâlâ yurdu ile birlikte helâk etmiştir: "Sonunda Biz onu da, sarayını da yere geçirdik. Artık Allah'a karşı kendisine yardım edecek hiçbir cemaati de yoktu, onun. Bizzat kendini savunmak için gücü de yoktu" (28/Kasas, 81).

 okuduğunuz için hepinize ayrı ayrı teşekür ederim

20 Ağustos 2011 Cumartesi

((HATALARI ÖRTMEK))

Kur'an Gölgesinde Mesajlar
Huseyin Meric
:لسلام عليكمورحمة الله وبركاته:
بســـم الله الرحمن الرحيم
.............
twitter deki sayfamıza sizleri bekliyoruz.
https://twitter.com/#!/HuseyinMeric01
http://www.facebook.com/pages/Kuran-G%C3%B6lgesinde-Mesajlar/143378565711172
.....
HATALARI ÖRTMEK

İnsan, hata işlemeye müsait bir şekilde yaratılmıştır. Onun bu zaâfı, nefsi aklına galebe çaldığı zaman daha belirgin bir şekilde ortaya çıkar. Bazen de insan farkında olmaksızın, bilmeyerek hata işler. Kısacası insan, beşeri özellikleri sebebiyle, zaman zaman kusur ve hatalar işleyebilir. Ancak, farkına vardığı zaman hemen Allah Teâlâ'dan af veya hakkına tecavüz ettiği kişiden özür dilemesi, güzel bir ahlâk örneğidir. Çünkü "hatadan dönmek de bir fazilettir. "

İsimlerinden biri de "Settâr" olan Allah Teâlâ, kullarının kusur ve hatalarını, günahlarını örterek gizler ve diğer kulların bilmesine engel olur. Bu itibarla Cenâb-ı Hakk'ın bir sıfatı da "Settârel-Uyûb" (ayıpları örten, gizleyen) dur. Eğer O'nun bu ismi kulları üzerinde tecelli etmeseydi, insanlar birbirlerinin kusurlarına muttali olur ve birbirlerine karşı rezil olurlardı. Böylece toplum içinde çeşitli huzursuzluklar meydana çıkardı.

Allah Teâlâ, Kur'ân-ı Kerîm'in birçok ayetinde, mü'minlerin kusur ve hatalarını örttüğünü ifade buyurmaktadır.

"İman ederek salih amel işleyenlerin hatalarını andolsun ki, örteriz ve onları yaptıkları amellerden daha güzeli ile mükafatlandırırız" (el-Ankebut, 29/7).

Allah Teâlâ'nın, kullar tarafından işlenen hataları örttüğünü bildiren bu gibi ayetlerde bazı ön şartlar vardır. Yani kişinin, Allah'ın affına ve hatalarını gizlemesine ulaşabilmesi için, bazı özelliklere sahip olması lâzımdır. Bu özellikler ise söz konusu ettiğimiz ayetlerde açıkça görülmektedir. Bunların başında "iman" gelmekte ve hemen ardından "salih amel" şartı zikredilmektedir. Konuyla ilgili âyetler şöyledir:

"(Allah) İman eden erkek ve kadınları, içinde temelli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar ve onların hatalarını örter. Allah katında büyük kurtuluş işte budur" (el-Feth, 48/5).

"Allah'a iman eden ve salih amel işleyenlerin ve Muhammed'e Rablerinden bir gerçek olarak indirilene inanan kimselerin hatalarını Allah örter ve durumlarını düzeltir" (Muhammed, 47/2).

"Sizi toplanma gününde bir araya getirdiği gün, işte o gün, kimin aldandığını ortaya çıkaracağı bir gündür. Kim Allah'a inanmış ve salih amel işlemişse, Allah onun hatalarını örter, onun içinde ebedi kalacağı, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Büyük kurtuluş işte budur" (et-Teğâbun, 64/9).

Allah Teâlâ hataları örtmeyi iman şartına bağlamaktadır:

"Şayet Ehl-i kitâb (Hristiyan ve Yahûdiler) iman edip de Allah'a karşı gelmekten sakınsalardı, kötülüklerini örterdik ve onları ni'met cennetlerine koyardık" (el-Mâide, 5/65).

Konuyla ilgili diğer ayetlerde göze çarpan bir diğer özellik de "takva" şartıdır.

"Bu Allah'ın size indirmiş olduğu buyruğudur. Kim Allah'ın buyruğuna karşı gelmekten sakınırsa, Allah da onun kötülüklerini diğer ve mükâfatını yüceltir" (et-Talâk, 65/5).

"Zira Allah (takva sahibi) mü'minlerin yaptıkları hataları örter ve onlara işledikleri amellerin en güzeliyle karşılık verir" (ez-Zümer, 39/35).

Allah'ın haram kıldığı günahlardan kaçınmak da bir takva işaretidir.

"Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız," kusurlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz" (en-Nisâ, 4/31).

Bu ayetlerin yanında, "Ey mü'minler! Yürekten tevbe ederek Allah'a dönün ki, Rabbiniz de sizin kötülük ve hatalarınızı örtsün, sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koysun" (et-Tahrîm, 66/8) âyetinden "tevbe" nin de bir şart olduğunu anlıyoruz.

Kişinin, Allah'ın af ve müsamahasına ulaşabilmesi için, tamamlayıcı bir şartın da "ihlas" olduğu sabittir.

"Sadakalarınızı açıktan verirseniz ne güzel! Eğer onları gizlice verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Bununla Allah hatalarınızı örter. Allah işlediklerinizden haberdardır" (el-Bakara, 2/271).

Allah Teâlâ tarafından "akıl sahipleri" olarak nitelendirilen mü'min kulların duası, bu konuda mü'minler için en güzel örnektir:

"Onlar ki şöyle derler: Ey Rabbimiz! Doğrusu biz, "Rabbinize iman edin' diye inanmaya çağıran bir davetçiyi işittik ve iman ettik. rabbimiz! Sen de bizim günahlarımızı bağışla, hatalarımızı ört ve canımızı iyilerle birlikte al" (Alu İmrân, 3/193). Bu ayetin devamında da duâlarının kabul edildiği bildirilmektedir:

"Rableri duâlarını kabul etti. Sizden kadın olsun, erkek olsun, yaptığınız ameli boşa çıkarmam (dedi). Hicret edenlerin, memleketinden zorla çıkarılanların, benim yolumda savaşan ve öldürülenlerin kusurlarını elbette örteceğim. Andolsun ki, Allah katından bir nimet olarak onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Nimetin en güzeli ise Allah katındadır" (Alu İmrân, 3/195).

Zikredilen ayetlerin ışığında denilebilir ki, insan gerçek anlamda iman edip, sâlih amel işler, takva üzere bulunur ve hatalarından dolayı pişman olup tevbe ederek Allah'a yönelirse, bu kişi Allah'ın affına ve müsamahasına hak kazanır. Dünyada olduğu gibi âhirette de hataları, Allah tarafından gizlenir.

Hataları örtmek hususunda, Hz. Peygamber (s.a.s) mü'minleri teşvik etmektedir: " Kim, dünyada müslüman kardeşinin ayıbını örterse, Allah da onun ayıbını âhirette gizleyip kapatır" (Müslim, Birr, 58, 72).

Buna karşılık, Hz. Peygamber (s.a.s) "Din kardeşini, bir suçundan dolayı ayıplayan kimse, o suçu kendisi de işlemedikçe ölmez" (Tirmizî, Kıyamet, 53) buyurarak, müslümanların, hatalarından dolayı birbirlerini kınamaları ve hor görmelerinin, kendileri için ne derece kötü bir sonuca yol açtığına dikkat çekmiştir.

"Kusursuz dost arayan dostsuz kalır" sözü gereği, insan başkalarının kusurlarıyla uğraşmamalı ve hataları örten kişi olmalıdır. Bu konuda mü'minin rehber edineceği prensip Allah Teâlâ tarafından şu ayetle açıklanmıştır:

"İyilikle kötülük bir değildir. Sen kötülüğü en güzel olan iyi bir hareketle önle. O vakit bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan biri yakın bir dost gibi olmuştur" (el-Fussilet, 41/34).
sevgili abemizden Rabbim razı olsun.
Mehmet Emin AY

18 Ağustos 2011 Perşembe

GENÇLİĞİ TEHDİT EDEN ZARARLI ALIŞKANLIK VE AKIMLAR

Kur'an Gölgesinde Mesajlar
Huseyin Meric
:لسلام عليكمورحمة الله وبركاته:
بســـم الله الرحمن الرحيم
.............
twitter deki sayfamıza sizleri bekliyoruz.
https://twitter.com/#!/HuseyinMeric01
http://www.facebook.com/pages/Kuran-G%C3%B6lgesinde-Mesajlar/143378565711172
.....
SELAMÜN ALEYKÜM SEVGİLİ DİN KARDEŞLERİM.TÜM ARKADAŞLARIMIN CUMA GUNUNU YÖREKTEN TEBRİK EDERİM.RABBİM BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZİ KENDİSİ İÇİN DAİM KILSIN.BU GUNUN HÜRMETİNE YER YÜZÜNDE İSLAM SANCAĞINI HER YERDE DALGALANDIRSIN.AMİN
..KONUMUZ....
GENÇLİĞİ TEHDİT EDEN ZARARLI ALIŞKANLIK  VE  AKIMLAR

Muhterem Müslümanlar

İslâm dini, bize, hayatın tüm alanlarını kuşatan ölçüler getirmiştir. Yüce Allah, bu ölçülere uyarak yaşamamızı emretmiş ve bunu, bize bir görev olarak vermiştir. Göklere, yere ve dağlara teklif edilen bu emaneti yüklenmekten çekindiler. Onu yüklenmeyi insanoğlu kabul etti. O halde insanoğlu, bütün varlığıyla bu emaneti korumaya ve üstlendiği sorumluluğu yerine getirmeye çalışması gerekir. Aksi takdirde insanlık emanetini koruyamamış ve bütün ömrünü hüsranla geçirmiş olur.

Bu bakımdan, maddi ve manevi varlığımızın varisleri, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı ve gençlerimizi, her türlü zararlı fikir akımları ve alışkanlıklardan uzak tutmamız, onlara dünya ve ahiret hayatıyla ilgili yeterli bilgi vermemiz gerekir. İnsanların iyilikte yardımlaşmaları, kötülüklerden birbirlerini uzaklaştırmaları Allah’ın emri olan hayatî bir zarurettir. Zira bu gerçeklere karşı ilgisizlik, fert ve toplum huzurunun yok olması sonucunu doğurur. Böyle olunca da insanlar, telafisi imkansız zararlarla karşılaşırlar.

Değerli Mü'minler!

Günümüzde tüm insanlığı ve bilhassa gençliğimizi ciddi anlamda etkileyen sigara, alkol, uyuşturucu, kumar, batıl inanç ve zararlı akımlar, çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği ile ilgili endişelere yol açmaktadır. İçinde bulunduğumuz 2002 yılında yapılan araştırmalarda alkol ve sigara kullananların yaşı, 10-11’e kadar düşmüş, eroin ve uyuşturucu hap kullanan gençlerin oranı da, %5’e kadar çıkmıştır. Yapılmış olan bu istatistik sonuçları, hepimizi harekete geçirmelidir. Çocuklarımızı ve gençlerimizi, yardımlaşarak bu tehlikelerden korumaya çalışmalıyız. Aklı gideren ve insanları uyuşturan maddelerden korunmak için, onlara dînî ve ahlâkî telkinlerde bulunmalı, kişisel kabiliyetlerine göre,  ihtiyaç duyulan mesleki bilgi ve beceri sahibi insanlar olarak yetiştirilmelerin sağlamalıyız. Nitekim Kur’an-ı Kerimde bu konu ile ilgili olarak: “Ey iman edenler! (Sarhoşluk veren) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlara bir son vermeyecek misiniz?”[1] diye hitap edilir ve yine Kur’an’da “Düşünesiniz diye Allah size ayetlerini böyle açıklamaktadır”[2] buyurularak insanın düşünmesi, aklını kullanması teşvik edilmiş, düşünmeyi engelleyen şeyler ise yasaklanmıştır.

Aziz Mü'minler,

Son zamanlarda gündemi, trafik kazaları, çeşitli hastalıklar, fuhuş, zina, boşanma, ailelerin parçalanması, intihar olayları, satanizm gibi kişiyi ve toplumu felakete sürükleyen konular, daha çok meşgul etmektedir. Böyle durumlara düşmemek için gereken tedbirleri hep birlikte almalı ve bunlara maruz kalmış olan insanların ve gençlerin bir an önce kurtulmalarına yardımcı olmalıyız. Büyüklerin çocuklara ve gençlere güzel örnek olmaları gerektiğini de unutmamalıyız. Yüce Rabbimize: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada da ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru"[3] diye niyazda bulunmalıyız.

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Maide, 5/90-91.
[2] Bakara, 2/269.
[3] Bakara, 2/202.
 

17 Ağustos 2011 Çarşamba

ELLİDÖRT FARZ

Kur'an Gölgesinde Mesajlar
Huseyin Meric
:لسلام عليكمورحمة الله وبركاته:
بســـم الله الرحمن الرحيم
.............
twitter deki sayfamıza sizleri bekliyoruz.
https://twitter.com/#!/HuseyinMeric01
http://www.facebook.com/pages/Kuran-G%C3%B6lgesinde-Mesajlar/143378565711172
.....
ELLİDÖRT  FARZ

                  1. Allah Tealayı zikretmek
                  2. Helalinden kaznıp, yemek içmek
                  3. Abdest almak
                  4. Beş vakit namaz kılmak
                  5. Cünüplükten yıkanmak
                  6. Kişinin rızkına Allah'ın kefil olduğunu bilmek
                  7. Helalden temiz elbise giymek
                  8. Allah'a tevekkül etmek
                  9. Kanaat etmek
                 10. Nimete karşı şükretmek
                 11. Allah'tan gelen kazaya razı olmak
                 12. Allah'tan gelen belaya sabretmek
                 13. Günahlardan tövbe etmek
                 14. İhlasla Allah'a ibadet etmek
                 15. Şeytanı düşman bilmek
                 16. Ku'an-ı Kerimi kesin delil kabul etmek
                 17. Ölümü hak bilmek
                 18. Allah'ın sevdiğini sevip, sevmediğinden uzak durmak
                 19. Ana-babaya iyilik etmek
                 20. İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak
                 21. Akrabayı ziyaret etmek
                 22. Emanete hiyanet etmemek
                 23. Gücü yetenler için hacca gitmek
                 24. Allah'a ve Peygamberine itaat etmek
                 25. Günahlardan kaçıp Allah'a sığınmak
                 26. Müslüman idarecilere itaat etmek
                 27. Aleme ibret gözü ile bakmak
                 28. Tefekkür etmek, düşünmek
                 29. Dili kötü sözlerden korumak
                 30. Oruç tutmak
                 31. Kimse ile alay etmemek
                 32. Harama bakmamak
                 33. Sözünde doğru olmak
                 34. Kulağı, yasak şeyleri dinlemekten alıkoymak
                 35. İlim öğrenmek
                 36. Ölçü ve tartıyı doğru yapmak
                 37. Allah'ın azabından korkmak
                 38. Allah uğrunda cihad etmek
                 39. Allah'ın rahmetinden ümit kesmemek
                 40. Nefsin arzularına uymamak
                 41. Allah yolunda yemek yedirmek
                 42. Yetecek kadar rızık kazanmak
                 43. Zekatı vermek ve fakirlere yardım etmek
                 44. Hayız ve nifas hallerinde zevceye yaklaşmamak
                 45. Bütün günahlardan kalbi arındırmak
                 46. Kendini büyük görmemek
                 47. Büluğa ermemiş yetimin malını korumak
                 48. Livatadan (cinsi sapıklıktan) sakınmak
                 49. Beş vakit namaza devam etmek
                 50. Haksız yere kimsenin malını yememek
                 51. Allah'a eş koşmamak
                 52. Zinadan sakınmak
                 53. İçki içmemek
                 54. Yalan yere yemin etmemek ve yalan konuşmamak.
okuduğunuz için hepinizden mevlam razı olsun.din kardeşlerim.

16 Ağustos 2011 Salı

2- el-BAKARA SURESİ:1 ile 5 ci ayetleri

Huseyin Meric
:لسلام عليكمورحمة الله وبركاته:
بســـم الله الرحمن الرحيم
.............
twitter deki sayfamıza sizleri bekliyoruz.
https://twitter.com/#!/HuseyinMeric01
http://www.facebook.com/pages/Kuran-G%C3%B6lgesinde-Mesajlar/143378565711172
.....
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
الم (1) ذَلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ (2) الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ (3) وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ (4) أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمْ الْمُفْلِحُونَ (5)

2- el-BAKARA SURESİ


(Medine’de inmiştir, 286 ayettir.)

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…

1) Elif, Lam, Mim.

2) Kendisinde hiçbir şüphe olmayan bu kitap, muttaki-ler için hidayettir.

3) O kimseler ki gayba iman ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden de infak ederler.

4) Onlar ki sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler, onlar ahirete de kesin olarak inanırlar.

5) İşte onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler; işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
 .........
1) Hurufu mukattaa denilen bu harflerin gerçek manasını ancak Allah bilir. Ulemanın bu ayetler hakkındaki görüşleri şunlardır: “Kur’an’ın isimlerinden biri, başında bulunan surelerin isimlerinden biri, hece harfleri, Kur’an’ın sırrı, Allah’ın isimlerinden biri, hece harfleri, Kur’an’ın sırrı, Allah’ın isimlerinin baş harfleri, bazı kelime ve cümlelerin kısaltılmış şekli, surelerin başlangıç ve bitişini gösteren bir işaret, müşriklerin dikkatini çekmek amacıyla kullanılan semboller, müşrikler için bu gibi harfleri kullanarak ayetlerin bir benzerini meydana getirmeleri konusunda meydan okuma.” Kur’an bu gibi harflerden meydana gelmiştir. Sözlerinde bir canlılık vardır. Üslup, belağat ve beyan bakımından eşsizdir. Bu gibi harflere bir takım manalar vererek ebced hesabı ile gaybı bildiğini iddia etmek küfürdür.

2) Allah’tan Muhammed’e Cibril vasıtasıyla indirilmesi hususunda ve ifade ettiği hükümlerde hiçbir şüphe olmayan bu Kur’an, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olup, O’nun emrettiği şeyleri yerine getiren, yasakladığı şeylerden kaçınmak suretiyle Allah’ın azabından sakının kimseler için doğru yolu gösteren ve Allah’ın izniyle doğru yola ileten bir mutluluk ve selamet rehberidir.

Tüm insanlar için bir hidayet rehberi olan Kur’an’dan gerçek manada ancak muttakiler istifade ederler. Çünkü onlar akıl sahibi olup, düşünen ve hakkı isteyen kimselerdir.

Doğru yolu göstermek insanların yapabileceği bir şeydir., fakat doğru yola iletmek yalnızca Allah’a aittir. Kim Allah’tan başka bir kimsenin hidayet ettiğini iddia ederse Allah’a şirk koşmuş olur.

3) Muttakiler, gözden ve duyulardan gizli olan, insan idrakini aşan, bilinmeyen gaybi gerçeklere, Allah’a, meleklerine, nebi ve rasullerine, kitaplarına, hesap, mizan, Cennet, Cehennem vb. ahirette görülecek hadiselere inanırlar, namazı rükun ve şartlarını tam olarak yerine getirmek suretiyle huşu içerisinde ve devamla eda ederler, kendilerine rızık olarak verdiğimiz insan için yararlı olan bütün maddi (yiyecek, içecek, giyecek, çocuk) veya manevi (bilgi, erdem gibi) şeylerden bir kısmını Allah yolunda zekat ve sadaka olarak harcarlar.

İman: Kur’an ve sahih sünnette zikredilen ve inanılması zaruri olan şeyleri şeksiz süphesiz bir şekilde kesin olarak kalple tasdik, dille ikrar etmek, bu bildirilen şeyler gereğince amel edip bu şeylerin aksine hareket etmemek ve bu şeyleri bozacak söz ve hareketlerden uzak durmaktır.

Gaybın türleri: 1- Yalnızca Allah’ın bildiği gayb. 2- Allah’ın vahiy yoluyla rasullerinden dilediğine bildirdiği gayb. 3- Allah’ın rüya veya ilham yoluyla salih kimselere bildirdiği gayb 4- Cinlerin semadan çalarak kahin ve sihirbaz dostlarına bildirdiği gayb. 5- Duyu organlarımızla algılayamadığımız fakat cinler tarafından bilinen gayb.

4) Ey Muhammed! Takva sahibi mü’minler, sana indirilen Kur’an’ın hükmünün kıyamete kadar geçerli olacağına ve ancak ona bağlananların kurtuluşa ereceklerine ve senden önceki nebi ve rasullere indirilen Tevrat, Zebur , İncil gibi kitaplara, İbrahim ve Musa’nın sahifelerinin Allah katından gelen tahrif edilmemiş hallerine inanırlar, onlar ahiret gününde gerçekleşecek olan berzah, ba’s, haşr, hesap, mizan, sırat, Cennet ve Cehennem’e de şeksiz şüphesiz bir şekilde kesin olarak iman eder ve o gün için hazırlık yaparlar. Ahirete gerçek manada iman eden kişi, Cehennem azabından kurtulmak ve Cennet mutluluğunu elde etmek için Allah’ın emrettiği şeyleri yapar, yasakladıklarından da kaçınır.

5) Bu vasıfları taşıyan muttakiler, Rablerinin kendilerini doğru yola ulaştırdığı ve bu yolda sabit kıldığı, Cehennem’den kurtarıp Cennet’ini vaad ettiği, dünya ve ahirette hem mutlu hem de kazançlı kıldığı kimselerdir. 
okuduğunuz için hepinize çok teşekür ederim.lutfen paylaşınız.

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Rahmet peygamberi

Rahmet peygamberi

Sual: Peygamber efendimizin (Rahmet Peygamberi) olduğu ve ümmetinin fazileti hususlarında bilgi verir misiniz?

CEVAP
İmam-ı Kastalani hazretleri (Mevahib) kitabında buyuruyor ki:
Hz. Ali, (Allahü teâlâ, Resulullaha iman etmeleri için peygamberlerin hepsinden ahd [söz] almıştır. buyuruyor. Nitekim Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin nuru, diğer peygamberlerin nurlarını kaplayınca, bu nurun kimin olduğunu suâl ettiler. Hak teâlâ da, (Bu Habibimin nurudur. Ona iman ederseniz, sizi peygamber olarak gönderirim) buyurdu. Onlar da (Senin Habibine iman ettik) dediler. Cenab-ı Hak da, (Ben şahid olayım mı) buyurdu. Onlar da (Evet) dediler. Bu hususun benzeri Kur'an-ı kerimde de bildirilmektedir. (Al-i İmran 81)
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Âdem, cesedle ruh arasında iken, benden ahd, misak alındığı zaman, ben peygamber idim.) [İ.Şabi]
(Allah, yerleri ve gökleri yaratmadan elli bin yıl önce, (Ümm-il kitab)a şunu yazmıştır; "Muhammed peygamberlerin sonuncusudur.") [Müslim]
(Bekara) suresinin (Resullerden kimini kimine üstün kıldık.) mealindeki 253. (İsra) suresinin (Nebilerden bazısını bazısından üstün kıldık.) mealindeki 55. ayet-i kerimesi, peygamberlerden bazısının, diğerinden üstün olduğunu gösteren açık hükümdür. Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Ben âlemlerin efendisiyim.) [Beyhekî]
(Kıyamet günü insanların efendisi benim.) [Buharî]
(Soyca da insanların en şereflisiyim.) [Deylemî]
(Beni insanların en hayırlısı bilmiyen kâfirdir.) [Hatib]
(Ben, insanların, Ali de Arabın efendisidir.) [Hakim]
(Arş-ı alaya benden başka kimse oturmaz.) [Tirmizî, Süyutî]
(Allahü teâlâ, beni insanların en iyisinden yarattı. İnsanların en iyisiyim, en iyi ailedenim. Kıyamette herkes sustuğu zaman ben söylerim. Kimsenin kımıldıyamadığı vakitte, onlara şefaat ederim. Kimsenin ümidi kalmadığı bir zamanda onlara müjde veririm. O gün her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir. (Liva-i hamd) benim elimdedir. Peygamberlerin imam-ı hatibi ve hepsinin şefaatçisiyim. Bunları öğünmek için söylemiyorum, hakikati bildiriyorum.) [Hakikati bildirmek vazifemdir. Bunları söylemezsem vazifemi yapmamış olurum. Müjdeci Mek. 44]
(Bir melek bana selam verip, "Ya Resulallah, sana müjdeler olsun ki, Allah indinde senden ekrem, senden iyi hiç kimse yoktur." dedi.) [İbni Asakir, Süyutî]
Kur'an-ı kerimde de mealen buyuruldu ki:
(Habibim, Rabbinin sana verdiği nimetler sayesinde mecnun değilsin. Senin için bitmiyen, sonsuz mükâfat vardır. Elbette sen en büyük ahlâk üzeresin) [Kalem 2-4]
(Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5]
Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Ya Âdem, Ya Musa, Ya İsa) diyerek ismi ile hitap ederken, Muhammed aleyhisselama, (Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul) diye hususi hitap ediyor. Bu hitap şekli de Onun diğer peygamberlerden üstün olduğunu göstermektedir.
Fatiha suresinde bildirdiği gibi Allahü teâlâ (Âlemlerin Rabbi)dir. Böyle iken, Kur'an-ı kerimde (Rabbüke), (Rabbike) yani (Senin Rabbin) buyuruluyor. (Bekara 30, Saffat 180)
(İnşirah) suresinin (Biz senin zikrini yükseltmedik mi) mealindeki 4. ayet-i kerimesi için İbni Ata hazretleri, (Senin zikrini kendi zikrim kıldım, seni zikreden beni zikretmiş olur. İmanın sahih olması için benim zikrimin seninkiyle beraber olmasını sağladım) manasına geldiğini bildiriyor. Katade hazretleri de bu ayet-i kerimeyi açıklarken buyuruyor ki:
(Hak teâlâ, Fahr-i âlemin zikrini dünya ve ahırette yükseltmiştir. Namaz kılan herkes, "Eşhedü" diyerek Allaha ve Resulullaha şehadet getirmektedir.)
Kur'an-ı kerimde ve namazda olduğu gibi, ezan okunurken de Allahın ismi, Habibinin ismiyle birlikte okunmaktadır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Göklerden geçerken, "Muhammed Resulullah" olarak ismimi gördüm.) [Bezzar]
(Cennette hiç bir ağaç yoktur ki, yaprakları üzerinde "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" yazılı olmasın!) [Ebu Nuaym]
(Arş üzerinde, Cennette ve oralarda bulunan her şeyin üzerinde benim ismim vardır.) [İbni Asakir]
Kur'an-ı kerimde (Elbette Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyorlar. Ey iman edenler, siz de salevat getirin) buyuruluyor. (Ahzab 56]
Tefsir âlimleri bu ayet-i kerimeyi, Allahın salât etmesi rahmet, meleklerin salâtı duâ, müminlerininki ise Onun şefaatini talep olarak açıklıyorlar.

Alemlere Rahmet

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, beni âlemlere rahmet ve hidayet için gönderdi.) [Ebu Nuaym]
(Ben lânet edici olarak değil, rahmet için gönderildim.) [Müslim]
Kur'an-ı kerimde de, (Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.) buyuruluyor. (Enbiya 107)
Bu rahmet, yalnız insanlar için değil, bütün mahlukat içindir. Hatta kâfirler bile istifade eder. Nitekim Kur'an-ı kerimde, (Sen içlerinde bulunduğun müddetçe, Allah onlara [kâfirlere] azab edici değildir.) buyuruluyor. (Enfal 34)
Diğer peygamberlere inanmıyanar dünyada çeşitli belâya maruz kaldıkları hâlde, peygamber efendimize inanmıyanların cezaları, Onun rahmet olması sebebiyle, ahırete tehir edilmiştir. Hz. Fahr-i âlem, Cebrail aleyhisselama, (Benim âlemelere rahmet oluşumdan sana da bir pay düştü mü?) diye suâl edince, (Evet, sonumun ne olacağından korkardım. (Tekvir) suresinin 20 ve 21. ayet-i kerimelerini getirince, Arşın sahibi yanında, kıymetim, emin olduğum meydana çıktı.) dedi. (Şifa-i şerif)

Ümmeti de Üstündür

Muhammed aleyhisselam bütün peygamberlerden üstün olduğu gibi, ümmeti de diğer bütün ümmetlerden üstündür. (Al-i İmran 110)
[Hz.Musa, bu ümmetin faziletini okuyunca, (Bu hayırlı ümmete beni peygamber olarak gönder!) diye duâ etti. Cenab-ı Hak da, (Onlar Ahmedin ümmetidir.) buyurdu. Hz. Musa (Ya Rabbi, Ahmedin ümmeti için bu kadar nimet ihsan ettin, beni de onun ümmetinden eyle) diye duâ etti. Hz. Musa gibi büyük bir peygamberin, bu ümmetten olmayı istemesi, Muhammed aleyhisselamın üstünlüğünü göstermektedir.] (Tenvir)
Diğer peygamberlerden, hanımı iman etmiyenler var idi. Peygamber efendimize kadın tarafından akraba olmak bile büyük bir şereftir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Benimle evlenen veya kendisinden kız alıp verdiğim kimseler Cehenneme girmez.) [Deylemî]
Resulullahın Ehl-i beyti üstün olduğu gibi, eshabı [arkadaşları] da çok üstündür. Kur'an-ı kerimde, (Onların hepsine hüsnayı [Cenneti] vâdettik.) buyuruluyor. (Hadid 10)
(Feth 29, Maide 54, Tevbe 100, Mücadele 22) ve daha başka ayet-i kerimelerde Eshab-ı kiramın üstünlüğü bildirilmektedir. Eshab-ı kiramın üstünlüğünü bildiren çok hadis-i şerif vardır. Biri şöyle: (Onlara dil uzatan Allaha dil uzatmış olur.) [Buharî] [Ehl-i beytin, Eshab-ı kiramın ve bu ümmetin üstünlüğü, Muhammed aleyhisselamın üstünlüğünü gösteren açık delillerdir.]
Âdem aleyhisselam, Arşta Muhammed aleyhisselamın nurunu görünce, neyin nuru olduğunu suâl etti. Hak teâlâ da, (Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen, zürriyetinden bir peygamberin nurudur. O olmasaydı, seni de, yerleri ve gökleri de yaratmazdım.) buyuruldu (Mevahip)
Hadis-i kudsilerde buyuruldu ki: Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, (Muhammed aleyhisselam hakkı için, Onun hürmetine beni affet!) diye duâ etti. Allahü teâlâ ise, (Onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?) buyurdu. Hz. Âdem de, (Arşta "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına ancak en çok sevdiğinin ismini layık görürsün.) dedi. Allahü teâlâ da buyurdu ki: (Ya Âdem doğru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine duâ ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım.) [Taberânî]
(Ey Resulüm, İbrahimi halil [dost] edindimse de, seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiç bir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için dünyayı ve ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kainatı yaratmazdım.) [Şelman radıyallahü anh.)

Âlemlerin peygamberi

Muhammed aleyhisselam, Âdem aleyhisselam yaratılmadan önce de peygamber olup bütün insanlara gönderilmiştir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ben yaratılış bakımından peygamberlerin ilkiyim. Fakat, onların hepsinden sonra gönderildim.) [İ. Gazalî]
(Ben insanların tamamına peygamber olarak gönderildim.) [Buharî]
Kur'an-ı kerimde de buyuruldu ki:
(De ki, "Ey insanlar, ben Allahın hepinize gönderdiği resulüm.") [Araf 158]
Bütün insanlara peygamber gönderildiği (Sebe) suresinin 28.ayet-i kerimesinde de bildirilmektedir.
Hâlbuki diğer peygamberlerle kendi milletlerine gönderilmişti. (İbrahim suresi ayet 4)
Yalnız bütün insanların değil, cinnilerin de peygamberidir. Kur'an-ı kerimde, (Âlemlere uyarıcı olması için...) buyuruluyor. (Furkan 1)
Bütün müfessirler, (Bütün âlemlere ifadesine, cin taifesi de dahildir) buyuruyorlar. Âlem, Allahtan gayriye, her şeye, her mahluka denir. Bunun için bir çok âlim, peygamber efendimizin meleklere de gönderildiğini söylemişlerdir. (Ahlaf) suresinin 29-31. ayet-i kerimelerinde Resulullahın cinnileri de dine davet ettiğine işaret bulunmaktadır.

İSTİĞFAR

Kur'an Gölgesinde Mesajlar
Huseyin Meric
:لسلام عليكمورحمة الله وبركاته:
بســـم الله الرحمن الرحيم
.............
twitter deki sayfamıza sizleri bekliyoruz.
https://twitter.com/#!/HuseyinMeric01
http://www.facebook.com/pages/​Kuran-G%C3%B6lgesinde-Mesajlar​/143378565711172
.....
İSTİĞFAR

Allah'tan günah ve hatalarının bağışlanmasını isteme, mağfiret dileme.

İstiğfar lafzını veya manasını içeren her duaya istiğfar denir. Gerek Kur'an-ı Kerîm'de ve gerekse hadis-i şeriflerde istiğfar teşvik edilmiştir. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur;

"Rabbinizden bağışlanma dileyin. doğrusu o, çok bağışlayandır" (Nuh: 71/ 10)

"(Ey Muhammed) Sabret! Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir. Suçunun bağışlanmasını dile; Rabbini akşam, sabah överek tesbih et" (el-Mümin, 40/55)

Peygamber efendimiz kendileri istiğfara devam etmiş, ümmetini de teşvik etmiştir.[1]

Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz: "Vallahi ben Allah'a günde yetmiş defadan çok istiğfar ediyorum" buyurmuştur. Başka bazı hadislerde Hz. Peygamberin günde yüz defa istiğfar ettiği belirtilir.[2] Bu nedenle Ebû Hüreyre: "Peygamberden daha çok istiğfar edeni görmedim"[3] demiştir. Bir günah işlendiği zaman, bunda ısrar etmemek, hemen tövbe istiğfar etmek vaciptir. Peygamberimizin ifadesiyle, "İstiğfâr eden kimse günde yetmiş defa da günah işlemiş olsa bunda srar etmiş sayılmaz"[4]

İstiğfarın Allah nezdindeki değeri bir hadiste şöyle ifade edilir: "Kim yatağına girince üç defa; "estağfirullâhe'l-Azîm ellezî Lâ İlâhe İllâ hüve'l Hayyu'l-Kayyûm (Kendisinden başka hiç bir ilâh olmayan, diri ve her an yaratıklarını gözetip duran yüce Allah'tan bağışlanmamı dilerim)" derse, Allah günahlarını deniz suyunun damlaları kadar çok olsa da bağışlar"[5] buyurulmuştur. Sadece dili ile istiğfarda bulunmak yeterli değildir. Niyeti ve amelleri de dilini doğrulamalıdır. Tövbenin en makbul olanı, günahtan kesin dönüş yapılarak, Allah'tan bağışlanma istenmesidir. Buna "nasûh tövbe" denir.

Ayet-i Kerîme'de şöyle buyurulur: "Ey iman edenler! Allah'a samimiyetle (nasûh tövbe) edin. Belki Rabbiniz kötülüklerinizi siler. Peygamberi ve beraberindeki müminleri utandırmayacağı günde, sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyar. O gün onların nûru önlerinde ve sağ taraflarında yürürken: "Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla, şüphesiz Sen, herşeye kadirsin derler" (et-Tahrim, 66/8).

Bir mümin kendisi için tövbe edeceği gibi, ölmüş olan veya hayatta bulunan ana-baba, hısımları ve diğeri müminler için de istiğfar edebilir. Bu dua sebebiyle Cenâb-ı Hakk'ın onları bağışlaması umulur. Kur'an-ı Kerîm'de bu konuda çeşitli dua örnekleri bulunur:

"Ey Rabbimiz... bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et" (el-Bakara, 2/286);

"Musa şöyle yalvardı: Rabbim, beni ve kardeşimi affet. Bizi merhametine garket" (el-A'raf, 7/151);

"Babamı da bağışlayıp hidâyete erdir. Çünkü o, sapıklardandır" (es-Şuarâ', 26/86);

"Ey Rabbimiz! Herkesin hesaba çekileceği günde, beni, annemi, babamı ve biitün mü'minleri affet" (İbrâhîm, 14/41).

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Buhârî, Deavât, 3; Tirmizî, Tefsîru Sûre, 47/1; İbn Mâce, Edeb, 57.

[2] bk. Müslim., Zikr, 41; Ebû Dâvud, Vitr, 26; Tirmizî, Sûre, 47/1.

[3] el-Kurtubî, el-Câmi'li Ahkâmi'l-Kur'ân, l V, 210.

[4] Tirmizî, Deavât, 107.

[5] Tirmizî, Deavât, 17.

12 Ağustos 2011 Cuma

78 NEBE’ SÛRESİ

Kur'an Gölgesinde Mesajlar
Huseyin Meric
:لسلام عليكمورحمة الله وبركاته:
بســـم الله الرحمن الرحيم
.............
twitter deki sayfamıza sizleri bekliyoruz.
https://twitter.com/#!/HuseyinMeric01
http://www.facebook.com/pages/​Kuran-G%C3%B6lgesinde-Mesajlar​/143378565711172
.....
 Cüz : 30
 80 / 78 NEBE’ (1-30)
 581
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
عَمَّ يَتَسَآءَ لُونَ -1, عَنِ النَّبَاِ الْعَظِيمِ -2, اَلَّذِى هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ -3, كَلاَّ سَيَعْلَمُونَ -4, ثُمَّ كَلاَّ سَيَعْلَمُونَ -5, اَلَمْ نَجْعَلِ اْلاَرْضَ مِهَادًا -6, وَالْجِبَالَ اَوْتَادًا -7, وَخَلَقْنَاكُمْ اَزْوَاجًا -8, وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا -9, وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ لِبَاسًا -10, وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشًا -11, وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا -12, وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا -13, وَاَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَآءً ثَجَّاجًا -14, لِنُخْرِجَ بِهِ حَبًّا وَنَبَاتًا -15, وَجَنَّاتٍ اَلْفَافًا -16, اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ مِيقَاتًا -17, يَوْمَ يُنْفَخُ فِى الصُّورِ فَتَاْتُونَ اَفْوَاجًا -18, وَفُتِحَتِ السَّمَآءُ فَكَانَتْ اَبْوَابًا -19, وَسُيِّرَتِ الْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا -20, اِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا -21, لِلطَّاغِينَ مَاَبًا -22, لاَبِثِينَ فِيهَا اَحْقَابًا -23, لاَ يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلاَ شَرَابًا -24, اِلاَّ حَمِيمًا وَغَسَّاقًا -25, جَزَآءً وِفَاقًا -26, اِنَّهُمْ كَانُوا لاَ يَرْجُونَ حِسَابًا -27, وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كِذَّابًا -28, وَكُلَّ شَىْءٍ اَحْصَيْنَاهُ كِتَابًا -29, فَذُوقُوا فَلَنْ نَزِيدَكُمْ اِلاَّ عَذَابًا -30,

78    NEBE’ SÛRESİ
Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.
/ 1 O inkârcıların birbirlerine sorup durdukları nedir? 2 O dehşetli yeniden dirilme haberini mi? 3 Üzerinde hiç bir şekilde anlaşamadıkları. 4 El-bette zamanı geldiğinde onu anlayacaklar 5 ve bir kez daha elbette zamanı geldiğinde anlayacaklar. 6 Biz yeryüzünü sizin için döşek gibi bir dinlenme yeri yapmadık mı? 7 Sizi sarsmaması için dağları da sabit kazıklar gibi yapmadık mı? 8 Sizi çift çift yarattık. 9 Uykunuzu sizin için bir dinlenme vasıtası kıldık. 10 Geceyi karanlığıyla herşeyi örten bir örtü yaptık. 11 Gündüzü de geçiminiz için çalışıp kazanma zamanı yaptık. 12 Üstünüze yedi sağlam gök meydana getirdik. 13 Güneşi parıl parıl parlayan bir lamba gibi astık oraya. 14 Ve sıkı-şan bulutlardan şarıl şarıl su indirdik 15 ki, onunla taneler ve bitkiler yetiştire-lim diye. 16 Ağaçları; sarmaş dolaş olmuş bağlar ve bahçeleri de meydana getirdik.

17 Muhakkak ki, iyinin kötünün birbirinden ayırt edileceği hüküm gü-nü belirlenmiş bir vakittir. 18 O gün sura üflenecek ve siz de bölük bölük gele-ceksiniz. 19 O gün gök açılmış ve kapı kapı olmuştur. 20 Dağlar yerinden oy-nayıp yürüyecek ve bir seraba dönecek. 21 Cehennem muhakkak ki pusuda bekleyip durmaktadır. 22 Azgınların varacağı yer orasıdır. 23 Onlar orada çağlar boyu kalacaklar. 24 Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de susuzluk gi-derici bir içecek. 25 Ancak kaynar sular, kan ve irin içecekler. 26 Dünyada yaptıkları işlere uygun bir karşılık olarak. 27 Doğrusu onlar hesaba çekilecek-lerini beklemiyorlardı. 28 Bizim ayetlerimizi alabildiklerine yalan sayıyorlardı. 29 Ama biz yaptıkları herşeyi bir bir sayıp kayda almışızdır. 30 Bunlara: “Artık azabı tadınız. Biz sizin azabınıza ancak azap katarız” denilecek.

 582
 80 / 78 NEBE’ (31-40)  
 Cüz : 30

اِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا -31, حَدَآئِقَ وَاَعْنَابًا -32, وَكَوَاعِبَ اَتْرَابًا -33, وَكَاْسًا دِهَاقًا -34, لاَ يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلاَ كِذَّابًا -35, جَزَآءً مِنْ رَبِّكَ عَطَآءً حِسَابًا -36, رَبِّ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الرَّحْمَنِ لاَ يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا -37, يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلَئِكَةُ صَفًّا لاَ يَتَكَلَّمُونَ اِلاَّ مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَقَالَ صَوَابًا -38, ذَلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّ فَمَنْ شَآءَ اتَّخَذَ اِلَى رَبِّهِ مَاَبًا -39, اِنَّآ اَنْذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَالَيْتَنِى كُنْتُ تُرَابًا -40,

/ 31 Ama yollarını Allah’ın kitabıyla bulanlar için kazanç ve kurtu-luş vardır. 32 Muhteşem bahçeler ve bağlar, 33 memeleri yeni sertleşmiş ya-şıt kızlar 34 ve dolup taşan mutluluk kadehleri. 35 O cennette ne boş ve an-lamsız söz, ne de yalan işitirler. 36 Rabbinden fazlasıyla bir lütuf ve ihsan. 37 Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki herşeyin Rabbi olan Rahman’dan bir ödül o-larak. O’nun huzurunda söz söylemeye kimse güç yetiremez. 38 O gün Rûh ve melekler saf saf dururlar. Rahman’ın izin verdiği kimseden başkası konuşa-maz. Onlar da ancak doğru söz söylerler. 39 Gerçek olan ve muhakkak gele-cek gün o gündür. O halde dileyen Rabbine giden yolu tutsun. 40 Gerçek şu ki; Biz sizi yakındaki bir azaba karşı uyarmaktayız. O gün herkes ellerinin ön-den gönderdiğine bakacak. Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden ise, büyük bir pişmanlık içinde, “Ah ne olurdu ben hesabı görülüp cezasını hakeden insan değil de, keşke toprak olaydım” diyecek
okuduğunuz için sizlere teşekür ederim.lutfen paylaşınız.

11 Ağustos 2011 Perşembe

((....konumuz..ölüm.....varmı ondan kaçacak yer...))

Kur'an Gölgesinde Mesajlar
Huseyin Meric
:لسلام عليكمورحمة الله وبركاته:
بســـم الله الرحمن الرحيم
.............
twitter deki sayfamıza sizleri bekliyoruz.
https://twitter.com/#!/HuseyinMeric01
http://www.facebook.com/pages/​Kuran-G%C3%B6lgesinde-Mesajlar​/143378565711172
.....
SEVGİLİ DİN KARDEŞLERİM HEPİNİZİN CUMA GUNUNUZU VE RAMAZANİ ŞERİFLERİNİZİ KUTLAR.RABBİM MÜBAREK KILSIN.BİRBİRİMİZİ ALLAH İÇİN ÇOK SEVELİM.BEN SİZLERİ ALLAH C.C. İÇİN ÇOK SEVİYORUM.MEVLAM CENNET İLE HEPİMİZİ BULUŞTURSUN.AMİN.
...konumuz...ÖLÜM....
ÖLÜM


Ruhun bedenden ayrılması olayı. Ölüm insan varlığı için bir âlemden diğerine intikal etmektir. Bu anlamda ölüm yok olmak değildir, kelâm bilginlerinin çoğunluğuna göre ruh, suyun yaş ağaca nüfuz etmesi gibi bedenle iç içe olan latif bir varlıktır. Ehli sünnete göre ruh bâkidir, yok olmaz. İslâm bilginleri; “Allah, Ruhlar öldüklerinde onları vefat ettirir" (ez-Zümer: 39/42) ayetini "cesetleri ölünce" şeklinde anlamışlardır.

Her canlı varlık için ölüm kaçınılmaz bir gerçektir. Canlılar doğar, büyür ve ölürler. Kur'an-ı Kerim'de ölümle ilgili pek çok ayet vardır. Bazıları şunlardır: "Her can ölümü tadıcıdır" (Âl-i İmrân: 3/185); "Onlar için bir ecel tayin ettik ki onda hiç şüphe yoktur." (el-İsrâ: 17/99); “Biz senden önce de hiçbir beşere dünyada ebedîlik vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar baki mi kalacaklardır?" (el-Enbiyâ: 21/34); "Yer yüzünde bulunan her canlı fanidir" (er-Rahmân: 55/26).

Allah'ın diriliği ve ölümü yaratmasının sebebi şöyle açıklanır: "O, hanginizin daha güzel amel yapacağınızı denemek için ölümü de dirimi de takdir edip yaratandır." (el-Mülk: 67/2). Ölüm ancak Yüce Allah'ın belirlediği zaman vuku bulur. Ölüm konusundaki kader yazgısı ayette şöyle ifade buyurulur: "Allah'ın emir ve kazası olmadıkça hiç bir kimseye ölmek yoktur. O, vadesiyle yazılmış bir yazıdır." (Âl-i İmran: 3/145)

Hiç bir kimsenin ölümden kaçıp kurtulma imkânı yoktur: "Binlerce kişinin ölüm korkusuyla beldelerini terkettiklerini görmedin mi? Allah onlara "ölün" dedi, sonra da kendilerini diriltti.” (el-Bakara: 2/243); "Şöyle de: Siz evlerinizde olsaydınız bile üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine şüphesiz öldürülecekleri yerlere çıkıp giderlerdi." (Âl-i İmrân: 3/154); "Nerede olursanız olun, tahkîm edilmiş yüksek kalelerde bile bulunsanız ölüm sizi bulur." (en-Nisâ: 4/78); “Bir gün bakarsın ki, ölüm baygınlığı gerçek olarak gelmiş "İşte bu, senin kaçıp durduğun şey" denilmiştir" (Kâf: 50/19).

Cenab-ı Hak gerçekte insan varlığına sonsuza kadar uzanan bir ömür takdir etmiştir. Ruhları dünya hayatından belirsiz bir süre önce topluca yaratmış ve onlara Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusunu yöneltmiştir. Kur'an'da ruhun başlangıcı ile ilgili olan bu olay şöyle belirlenir:

"Hani Rabbin Âdem oğullarından onların sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp kendilerini nefislerine şahit tutmuş; Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" demişti. Onlar da; Evet, (Rabbimizsin), şahit olduk" demişlerdi. İşte bu şahitlendirme, kıyamet günü; Bizim bundan haberimiz yoktu" dememeniz içindir" (el-A'raf: 7/172). “Peygamber, Rabbinize iman etmeniz için hepinizi davet edip, dururken, size ne oluyor ki, Allah'a iman etmiyorsunuz? Halbuki O, sizden kesin teminat almıştır." (el-Hadîd: 57/8). Bu söz alma, "elestü birabbiküm" sorgulaması sırasında veya insanlara akıl vererek delilleri değerlendirme gücü kazandırmak suretiyle olmuştur.[1]

Ruh, dünya hayatına bir imtihan devresi geçirmek üzere doğum yoluyla gelen insan oğluna anne karnında dört aylık cenin döneminden sonra üflenir ve böylece dünya hayatı başlamış olur. Ruhun bedenden ayrılması ile de kabir hayatı başlar. Kıyamet koptuktan sonra da ahiret hayatına yeni bir yaşam için geçecek olan insan oğlu dünyadaki inanç ve amel durumuna göre Cennet veya Cehennemdeki ebedî hayatta yerini alacaktır. İnanç sahibi olup da amel eksikliği bulunanlar ise Cenab-ı Hakk'ın bileceği sürelerde cezalarını çektikten sonra Cennet tarafına geçebileceklerdir.

Hayatın bu gerçeği karşısında ölüme hazırlıklı olmak her insanın şiarı olmalıdır. Ölümü anmak ve hazırlıklı bulunmak her mümin için müstehap sayılmıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Lezzetleri yok eden ölümü çok anın" Nesâî ile Beyhakî bu hadise şunu ilâve etmişlerdir: "Eğer dünyada ölümü çok anarsanız, onu önemsemezsiniz; az anan ise onu çok önemser"[2] Başka bir hadiste, kabir içinde olanların hatırlanması istenir: "Ölümü ve öldükten sonra kemiklerin ve cesedin çürümesini hatırlayın. Ahiret hayatını isteyen dünya hayatının süsünü terk eder."[3]

Hasta ziyareti sünnettir. Ebû Hureyre (r.a)'den rivayet edilen merfû bir hadiste şöyle buyurulur: "Müslümanın müslümandaki hakkı altıdır. Karşılaştığın zaman selam ver, çağırdığı zaman davetine git, öğüt istediği zaman öğüt ver aksırdığı zaman elhamdülillah" derse "yerhamûkellah (Allah sana merhamet etsin)" de, hasta olunca ziyaret et, ölünce cenazesine git."[4]

Hastanın yanında okunabilecek bazı dualar hadislerde yer almıştır. Şu duanın yedi kere okunması müstehap sayılmıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Bir kimse eceli gelmemiş olan bir hastayı ziyaret eder ve onun yanında yedi kere; "Eselüllâhel-âzime, Rabbel-arşil-azîm en yüce (Ulu arşın Rabbi olan Yüce Allah'tan sana şifa vermesini dilerim)" diye dua ederse Allah Teâlâ o kişinin hastalığına şifa verir."[5]

Yine hasta ziyaretinde, hastanın yanında Fâtiha, İhlas ve Muavvizeteyn surelerinin okunacağına dair hadisler vardır.

Ölüm hastasına ecel konusunda hoşuna gidecek, sevindirecek sözler söylemelidir. Çünkü Allah'ın hükmünü hiç bir şey geri çeviremez. Sadece gönlü hoş olmuş olur.[6] Hasta tevbe etmeye ve vasiyetlerini yapmaya teşvik edilir. Çünkü Allah elçisi; "Vasiyet edeceği bir şey olup da, yanında yazılı vasiyeti bulunmaksızın iki gece geçirmek müslümanın işi değildir"[7] buyurmuştur. Sıkıntı, bela ve hastalığa maruz kalanın sabretmesi Allah Rasulünün isteği ve Allah'ın yardımı ile olur. Allah Teâlâ sabrı emrederek şöyle buyurur: "Sabret! Çünkü senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir" (en-Nahl: 16/127)[8]

Bir kadın Allah elçisine gelerek; "Dua et, Allah hastalığıma şifa versin" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Dilersen Allaha dua ederim, sana şifa verir. Dilersen sabret, o zaman senin için sorgu sual yoktur" Kadın; “o zaman sabredeyim de bana sorgu sual olmasın.” dedi."[9]

Ölüm halindeki kişiyi sağ yanına yatırıp kıbleye döndürmelidir. Çünkü Hz. Peygamber, Beytullah için "Ölü ve dirilerinizin kıblesidir"[10] buyurmuş. Hz. Fatıma (r.anhüm), Rafi'nin annesine; "Beni kıbleye çevir" demiştir.[11] Eğer yer darlığı yüzünden hastayı kıbleye çevirmek mümkün olmazsa sırt üstü yatırılır ve yüzü ile ayakları kıbleye doğru çevrilir. Bu da yapılamazsa, olduğu hal üzere bırakılır. Ölüm sırasında kişinin ağzına bir kaşık veya pamukla su verilir.

Hasta can çekişirken ona yardımcı olmak yakınları için bir görev ve sevap bir ameldir. Bu yüzden onun yanında kelime-i şehadet getirmek ve söylemesine yardımcı olmak sünnettir. Çünkü Allah elçisi şöyle buyurmuştur: "Ölülerinize; "Lâ ilahe illallah'ı" telkin ediniz. Çünkü ölüm halinde onu söyleyen bir mümini bu kelime Cehennem'den kurtarır".

"Son sözü La ilahe illallah olan kimse Cennet'e girer"[12]

Hastanın yanında şehadet getirilir ki, o da hatırlayıp şehadet getirsin. Yoksa ısrarla, sen de yap denilmez. Zira o anda zor bir durumdadır. Ona yeni bir zorluk çıkarmamalıdır. Bir defa da söylese yeterli olur. Bu telkini hastanın sevdiği birisi yapmahdır. Amaç, hastada isteksizlik uyandırmamaktır.

Kişi vefat edince ağzı kapatılır, bir bez ile çenesi başından bağlanır. Gözleri yumulur. Eller yanlarına getirilir. Bunu yaparken de şu dua okunabilir:

"Bismillahi ve ala milleti rasülih. Allahümme yessir aleyhi emrahu ve sehhil aleyhi ma ba'dehü ve es'idhu bi likaike vec'al ma harace ileyhi hayran mimma harace anhu". Anlamı: "Allah'ın ismiyle ve Resulullah'ın milleti (dini) üzerinde olsun. Allah'ım, onun işini kolaylaştır, bundan sonrasını ona kolay eyle, onu seni görmekle mutlu eyle. Dünyadan kendisi için çıkanı, kendisinin çıktığı şeylerden hayırlı eyle".

Sonra ölünun üstüne bir örtü çekilir. Öldükten sonra yıkanıncaya kadar yanında Kur'an okumak mekruhtur. Öldüğü iyice anlaşılınca hemen yıkanır.

İnsan ne zaman ve nerede öleceğini bilmez. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "Kıyametin kopma zamanına ait bilgi şüphesiz Allah nezdindedir. Yağmuru O indirir, Rahimlerde olanı O bilir, hiç bir kimse yarın ne kazanacağını bilmez hiç bir kimse hangi yerde öleceğini bilmez. Şüphesiz Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır." (Lokmân: 31/34)

Müminin şiarı, bu dünyadan imanlı olarak ayrılmak olmalıdır. Kur'an'da Yâkub peygamberin oğullarına şu tavsiyesi bildirilir: "Ey oğullarım! Allah sizin için İslam (dinini) beğenip seçti. O halde siz de ancak müslümanlar olarak can verin" (el-Bakara: 2/132). Başka bir ayette bütün müminlere şöyle buyurulur: "Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak lazımsa öylece korkun. Sakın siz, müslüman olmaktan başka bir sıfatla ölmeyin" (Âl-i İmran: 3/102). "Ey Rabbimiz! artık bizim günahlarımızı yarlığa, kusurlarımızı ört, canımızı da iyilerle beraber al" (Âl-i İmran: 3/ 193). "Ey Rabbimiz! Üstümüze sabır yağdır, bizi müslümanlar olarak öldür" (el-A'raf: 7/126)[13]
OKUDUĞUNUZ İÇİN RAHMAN HEPİNİZDEN RAZI OLSUN LUTFEN PAYLAŞINIZ VESİLE OLUNUZ.BİZLERE KATILINIZ.
--------------------------------------------------------------------------------

[1] Hasan Basri Çantay, Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim, İstanbul 1959, III, 1006.

[2] Tirmizî, Zühd: 4; Kıyâme: 26; Nesâî, Cenâiz: 3; İbn Mâce, Zühd: 31.

[3] Tirmizî, Kıyâme: 24; Ahmed b. Hanbel, Müsned: I, 387.

[4] Buharî, Libâs: 36, 45; Cenâiz: 2; Nikâh: 71; Eşribe: 28.

[5] Ebû Davud Cenaiz: 8; Tirmizî, Tıbb: 32; Ahmed b. Hanbel, I, 236, 352, II, 441.

[6] Tirmizî, Tıbb: 35.

[7] Buharî, Vasâya: I; Müslim, Vasiyye: I, IV.

[8] bk. Hûd: 11/110; el-Kehf: 18/28.

[9] Ahmed b. Hanbel, Müsned: I, 347.

[10] Ebû Dâvud Vesâyâ: 10.

[11] Zeylaî, Nasbü'r-Raye, y.y., 1393/1973, II, 250.

[12] Müslim, Cenâiz: 1, 2; Ebû Davud, Cenaiz: 16.

[13] Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 5/166-167.