31 Ocak 2012 Salı

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم selamün aleyküm sevgili kardeşlerim ingilizce ve türkçe tercübesi ile bir paylaşımdır



 بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
selamün aleyküm sevgili kardeşlerim ingilizce ve türkçe tercübesi ile bir paylaşımdır
lütfen okuyunuz paylaşınız.
hizmet Allah c.c. içindir.buyrunuz.
.......
Tips For Growing in Faith
Posted by iloveAllaah.com Editor • January 21, 2012 • Printer-friendly
Read Next

12 Tips for Young Muslim Youth
Close
Download article as PDF

Don't forget to share this article after reading

By Amy Klooz

When new Muslims feel their faith is low, and they are alone, it is their Muslim friends who can encourage and motivate them.
New Muslims face various challenges after converting or reverting to Islam.

I think that some simple advice is sufficient enough to overcome many of the obstacles which might face a new Muslim. This advice encourages the new Muslim to focus on both spirituality, which means through prayer and reading the Quran, and also social relationships, both with other Muslims and family.

First, remember the sincerity in your heart when you first embraced Islam. While it is natural for faith to wax and wane, we may feel lost if ours gets too low, so remember the conviction your felt when you decided to become a Muslim, and when you declared your shahada.

I spent months learning about Islam, even reading the Quran, before deciding to embrace Islam, and months more before I ever started practicing. But I never felt like reversing my decision because I remembered the incredible experience of declaring my shahadah- though it was on the phone! But at the time I had such conviction in my heart that Islam was the correct path, that I've had no need to reconsider. Even on days when I am weak in faith, that same conviction is still there, determined not to let go.

So remember the feeling of that certainty and the effort and prayer before it arrived. And then focus on your relationship with God. Prayer is a time to foster your faith, so maintain the presence of your heart and soul lest it becomes an empty ritual. And read the Quran. Islam provides us these tools for increasing our faith, so when we feel that our faith is low we should turn first to God, through prayer and by reading His Book.

During the immense trials and hardships faced by Prophet Muhammad (peace be upon him), the Quran was sent to console and comfort him. If the Quran was a comfort to him and his companions during times of difficulty, then why should it not be for us as well?  If you aren't able to read it in Arabic and understand it, then read a translation which can convey the meaning to you, and don't let Satan put a barrier between you and the Quran.

Social Relations

Secondly, it is important to tend to one's social relationships. We should surround ourselves with other Muslims, something of critical importance to new Muslims. A strong Muslim social circle can inform us about things we didn't know, encourage us in practicing Islam, and reinforce our commitment to our new faith.

One blessing I enjoyed in my first year as a Muslim was a few sincere and dedicated Muslim sisters. Though I could attend prayers and lectures at the mosque, meeting with these few sisters socially helped me appreciate Islam as a complete lifestyle. They strengthened my faith simply by proximity, without "teaching" me anything, they showed me how to live as a Muslim. I can't stress how important this social connection is. When new Muslims feel their faith is low, and they are alone, it is their Muslim friends who can encourage and motivate them.

The other important social relationship to cultivate is family ties. Changing religion has the potential to severely damage family bonds, but Islam teaches us instead to strengthen and foster those ties, and forbids us from cutting them. So for those who do face difficulty from our families after converting or reverting to Islam, we must not give up, and must persistently treat our families with love and respect, regardless of how they treat us.

Damaging these relationships early on can be detrimental, in the long run, to a new Muslim. In my first year as a Muslim, argumentation with my parents left them with the feeling that they had no choice but to kick me out of the house. But even then it wasn't too late to repair the damage, something I'm still working on. But repairing this relationship with my family and maintaining these family ties, (despite having moved away) has been one constant source of comfort in my life. It is a commandment of the religion, and the longer I spend as a Muslim, the more I value my family and my opportunity to serve them, especially my parents.

Briefly, there were two pieces of advice which I have found beneficial as a new Muslim and would like to pass on. The first was to maintain the connection with God through presence and sincerity while maintaining the regular prayers, and also through reading the Quran. And the second piece of advice was to cultivate strong social relationships with other Muslims, and with family.
...
İnanç büyüyen için ipuçları
• 21 Ocak 2012 • Yazıcı-dostu iloveAllaah.com Editör tarafından gönderildi
Yazın

Genç Müslüman Gençlik için 12 İpuçları
Yakın
PDF olarak indirin makale

Okuduktan sonra bu makaleyi paylaşmak unutmayın

Amy Klooz.

Yeni Müslümanların inançlarını düşük olduğu ve yalnız hissettiğiniz zaman, teşvik etmek ve onları motive Müslüman arkadaşlarım.
Yeni Müslümanlar İslam'a dönüştürmek veya dönmeden sonra çeşitli sorunlarla karşı karşıya.

Ben bazı basit bir tavsiye, yeni bir Müslüman yüz olabilir engellerin üstesinden gelmek için yeterli olduğunu düşünüyorum. Bu öneri, hem diğer Müslümanlara ve aile ile, dua ve Kur'an-ı Kerim okuma yoluyla anlamına gelir hem de maneviyat, odaklanmak için yeni bir Müslüman, hem de sosyal ilişkileri teşvik eder.

Ilk İslam kucakladı, kalp samimiyet hatırlıyorum. Balmumu ve zayıflamak için niyet için doğal olmakla birlikte, bizim çok düşük alırsa, bu yüzden Müslüman olmaya karar verdiğinde hissettim mahkumiyet hatırlamak kaybolmuş hissediyorum, ve Şehadet ilan etti.

İslam'ı kucaklamaya karar vermeden önce, hatta Kur'an-ı Kerim okuma, İslam hakkında öğrenme ay geçirdi ve şimdiye kadar uygulamaya başladıktan iki ay önce. Ama bu telefon benim Shahadah rağmen bildirmek inanılmaz bir deneyim hatırladı çünkü benim karar geri gibi hissettim! Ama o zaman kalbimde İslam yeniden gözden geçirmeye gerek yaşadım ki, doğru yolu olduğunu, böyle bir mahkumiyet vardı. Ben imanı zayıf günlerinde bile, aynı mahkumiyet, hala orada gidelim değil belirlenir.

Yani bu kesinlik hissi ve o geldi önce çaba ve dua hatırlıyorum. Ve sonra Tanrı ile ilişkisi üzerine odaklanır. Namaz inanç teşvik etmek için bir süre boş bir ritüel haline gelir diye, bu nedenle kalp ve ruhun varlığını korumak. Ve Kur'an-ı Kerim okumak. İslam, bizim imanımızı artırmak için bu araçları sağlar, böylece bizim inanç düşük olduğunu düşünüyorsanız, biz ve Kitabına okuyarak dua ile Tanrı ilk açmalısınız.

Kur'an muazzam çalışmalar ve Peygamberimiz (sav) karşılaştığı zorluklara sırasında, konsol ve onu rahatlatmak için gönderildi. Kur'an-ı Kerim, neden bizim için de olmamalı, sonra zorluk zamanlarında ona rahatlık ve yoldaşları ise? Arapça okumak ve anlamak mümkün değilse, o zaman sizin için anlam ifade bir çeviri okumak ve Şeytan ve Kur'an-ı Kerim arasında bir bariyer koymak izin vermeyin.

Sosyal İlişkiler

İkincisi, kişinin sosyal ilişkiler eğilimi çok önemlidir. Biz, diğer Müslümanlarla birlikte yeni Müslümanlar için kritik öneme sahip bir şey kendimizi çevreleyen olmalıdır. Güçlü bir Müslüman, sosyal daire, bilmiyordum şeyler hakkında bizi bilgilendirmek uygulamalı İslam'ın bize teşvik ve yeni inancımızı bağlılığımızı pekiştirmek.

Ben bir Müslüman olarak benim ilk yıl içinde zevk Bir nimet samimi ve adanmış bir kaç Müslüman kız kardeş oldu. Camide dua ve konferenslarını rağmen, bu birkaç kız kardeşi ile birlikte toplantı sosyal bana tam bir yaşam tarzı olarak İslam takdir yardımcı oldu. Nasıl bir Müslüman olarak yaşamak için bana bir şey "öğretim" olmadan, sadece yakınlık inancımı güçlendirdi, onlar bana gösterdi. Ben bu sosyal bağlantı ne kadar önemli stres değildir. Yeni Müslümanların inançlarını düşük olduğu ve yalnız hissettiğiniz zaman, teşvik etmek ve onları motive Müslüman arkadaşlarım.

Yetiştirmek için diğer önemli sosyal ilişkileri, aile bağları. Din değiştirme, aile bağları ciddi zarar potansiyeli vardır, ama İslam bu bağları güçlendirmek ve teşvik etmek yerine bize öğretir ve onları kesme bize yasaklıyor. Bizi nasıl tedavi ne olursa olsun, Peki İslam'a dönüştürmek veya dönmeden sonra ailemiz yüz zorluk için, pes etmemelidir ve ısrarlı bir sevgi ve saygı ile aileleri tedavi gerekir.

Yeni bir Müslüman için, bu ilişkilerin zarar görmesini erken uzun vadede zararlı olabilir. Olan bir Müslüman, tartışma ailem benim ilk yıl hiçbir seçeneğim yoktu ama beni evden dışarı tekme hissi ile onları bıraktı. Fakat o zaman bile, hala üzerinde çalışıyorum bir şey zarar onarmak için çok geç değil. Ama ailemle birlikte bu ilişkinin tamir ve bu aile bağları korumak uzağa taşınmış olmasına rağmen hayatımda konforu bir sabit kaynağı olmuştur. Bu dini bir emir ve uzun Ben bir Müslüman olarak, daha çok ailem ve ailem, özellikle de onlara hizmet etmek için fırsat değeri harcamak.

Kısaca, yeni bir Müslüman olarak faydalı bulduk ve geçmek istiyorum tavsiye iki adet vardı. Ilk düzenli dualar korurken aracılığıyla Tanrı'nın varlığı ve samimiyet ile bağlantıyı sürdürmek için, hem de Kur'an-ı Kerim okuma yoluyla. Ve ikinci parça tavsiye diğer Müslümanlar ile güçlü sosyal ilişkiler kurmaya ve ailesi ile birlikte.

30 Ocak 2012 Pazartesi

islamı anlatmak için kilometrelerce yol katediyorlar



selamün aleyküm sevgili saygıdeğer arkadaşlarım hepinize hayirli mutlu umutlu huzurlu bir gün Allah c.c. dilerim.bakınız islam için çalışan kardeşlerimzi örnek alalım.buyrunuz.okuyunuz paylaşınız.

slamı anlatmak için kilometrelerce yol katediyorlar
Etiyopya'da halkın İslamiyeti doğru öğrenmesini amaçlayan onlarca genç, yüzlerce kilometre yolu yaya olarak katediyor

Dünya Bülteni / Haber Merkezi
Açlık ve yoksulluğun her geçen gün arttığı Afrika kıtasında yer alan Etiyopya'da halkın İslamiyeti doğru öğrenmesini amaçlayan onlarca genç, yüzlerce kilometre yolu yaya olarak katederek, konakladıkları camilerde eğitim veriyorlar.
80 milyona yakın nüfusu ile Afrika'nın en kalabalık ülkelerinden olan Etiyopya, Hristiyan ve Müslümanların bir arada sorunsuz şekilde yaşadığı ülke olarak dikkati çekiyor.
Resmi kayıtlara göre Müslümanların oranını yüzde 35 olduğu ülkede, halka göre son zamanlarda bu oran artarak neredeyse yüzde 50'ye ulaştı. Müslümanların dinine bağlı yaşadıkları gözlenen ülkede kendilerini kutsal bir göreve adayan bazı gençler, İslamiyeti anlatabilmek için önemli bir fedakarlık örneği sergiliyor.

Kendilerine ''gezgin'' diyen gençler, özellikle Ramazan ayında yoğunlaştırdıkları çalışmaları kapsamında, çeşitli yerleşim birimlerine giderek din kardeşleriyle buluşuyor. Gittikleri köy ve mezralarda halkla camilerde birlikte namaz kılan ''gezginler'', namaz saatleri dışındaki zamanlarda ise gençlere dini eğitim veriyor ve Kur'an-ı Kerim okumayı öğretiyor. Gençler, gayrimüslimlerle de bir araya gelerek, kendilerine İslam dinini anlatıyor.
Gezginlerin sayısı ülkede tam olarak bilinmemekle birlikte, sivil toplum örgütü temsilcilerine göre normal zamanlarda 250 civarında olan sayı, Ramazan ayında bine ulaşıyor. Aralarında üniversite öğrencilerinin de bulunduğu gezginlerden esnaf olanların da özellikle Ramazan'da iş yerlerini kapatarak kendilerini bu kutsal göreve adadıkları belirtiliyor.


21 YAŞINDAKİ ''GEZGİN''

Başkent Addis Ababa'ya 350 kilometre uzaklıktaki Kofale kenti yakınlarında bulunan bir camide konaklayan ve aynı zamanda üniversite öğrencisi olan 21 yaşındaki Yusuf Abdülşekül, AA muhabirine, kentlerden uzakta yaşayan halkın iletişim araçlarından yoksun olması nedeniyle zaman zaman dini konularda eksik veya yanlış bilgilere sahip olduğunun gözlemlendiğini, bunu dikkate alarak ülkedeki bazı gençler gibi kendisinin de gezgin olma kararı aldığını söyledi.
Aldığı kararın ardından bu yaz tatilinde başladığı seyahat kapsamında şimdiye kadar üç yerde konakladığını, her gittiği yerde de Müslümanların yoğunluğuna göre konaklama süresini belirlediğini ifade eden Abdülşekül, ''Müslümanları bilgilendirmek ve gayrimüslimleri dinimize davet etmek bizim görevimiz. O yüzden ben Müslümanlık görevimi yerine getirdiğim inancındayım. Allah rızası için halkla buluşuyorum. Bu yaptığım vicdanen de beni çok rahatlatıyor'' dedi.

İmkanları el verdiği ölçüde bu alandaki çalışmalarına devam etmek istediğini belirten Abdülşekül, şunları kaydetti:
''Maddi imkanım coğrafyamızda yaşayan birçok insan gibi iyi değil. Ama bu iş gönüllülük gerektiriyor. Her gittiğim yerde Müslümanlarla bir aradayım. Akşamları onların daveti üzerine birlikte yemek yiyoruz. Zaten Ramazan olduğu için iftarı beraber yapıyoruz. Yani iftarda ya ben bir din kardeşimin evine misafir oluyorum, ya da caminin çevresinde yardımlardan elde ettiğimiz gıdayla yemek yaparak birlikte tüketiyoruz. İslam'a inanan kardeşlerimizin doğru bilgilenmesi ve sayılarını artırabilmek için bunu yapmak zorundayız. Çünkü buradaki insanların bilgilenebilmesi için bizden başka hiçbir şansları yok. Ya biz doğruyu anlatacağız, ya da onlar çevreden aldıkları yanlış bilgilerle hayatlarına devam edecek.''

28 Ocak 2012 Cumartesi

Çinli genç kızın hidayet öyküsü


 sevgili arkadaşlarımız bu islam dini sadece biz müslümanlar için gelmemiş.lütfen bu sanal alemi islam ile tanişmamış Allah cc. kularının kurtuluşu için kulanmaya çalışalım.sizlere bir örnek verelim lütfen okuyunuz.selam ve dua ile kalınız.

Çinli genç kızın hidayet öyküsü

İtalya’da ateist bir anne babanın ateist kızıyken İslam’ı seçerek Müslüman olan Çinli genç kız daha sonra hidayetine vesile olan Türkiyeli gençle evlenerek çifte mutluluk yaşadı. İsmini Emine olarak değiştiren Çinli Müslüman kadın, ‘Allah’ın isminden bile habersizdim’ diyerek geçmişi ve sonrasında gelen hidayet öyküsünü gazetemize anlattı.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Avrupa ve Uzakdoğu ülkelerinde İslam’ı kabul ederek Müslüman olanların sayısı her geçen gün artarak devam ediyor. Ahlaksızlığın ve başıboşluğun dizboyu olduğu Avrupa’da, komünizmin baskısı altında köleliğe mahkum edilmiş Çin’de ve daha dünyanın birçok bölgesinde olduğu gibi yönetimi elinde bulunduran zalim, diktatör yönetimler, İslam’dan uzak bir hayat tarzı sunarak insanları uyutma politikası güdüyorlar. Ancak Allah hidayet nasip etti mi de hiçbir güç buna engel olamıyor. Halen milyonlarca insan içinde bulundukları psikolojik durumlardan ve bunalımlardan kurtulabilmek için büyük bir arayış içerisinde.

Ateist bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya gelen ve şu anda İtalya’da yaşayan Çinli bir genç kadın da, geçmişten bugüne İslam’dan, Müslümanlardan, hatta Allah’tan habersiz bir halde yaşarken tanıştığı bir Müslüman’ın kendisine İslam’ı anlatması sonucu Müslüman oldu. Ve hidayetine vesile olan Türkiyeli gençle evlenerek iki mutluluğu bir arada yaşadı. Müslüman olduktan sonra ismini Emine olarak değiştiren Çinli genç kadın, ibret dolu hayat öyküsünü gazetemize anlattı. Gelin, Çinli Müslüman kadının hidayet öyküsünü kendi dilinden dinleyelim;

AİLECE HEPİMİZ ATEİSTTİK

Ben inançsız büyüdüm. Yani annem babam kardeşim ve ben hepimiz ateisttik. Hiç bir şeye inanmazdım. Ben Çin’de doğdum ve büyüdüm. 6 yıl önce ailemle beraber İtalya’ya gelip yerleştik. İtalya, Çin gibi değil tabi ki. Burada Müslümanlar daha fazla. Onları yakından tanıma fırsatınız daha çok oluyor. Çin nüfusu 1 milyarın üzerinde. Orada Müslümanlar parmakla gösterilecek kadar az. Yani tanıma fırsatınız pek olmuyor. Medyada Müslümanlardan pek bahsedilmiyor. Bu nedenlerden dolayı Müslüman toplumların güzelliklerini sınırlı ve yanlış tanıyabiliyorsunuz.

TA Kİ GENÇ BİR MÜSLÜMAN’LA TANIŞINCAYA DEK

İtalya’da ise çok Müslüman erkek ve bayanlar tanıdım. Mesela okula giden genç kızların çoğunluğu başörtülü ve okulda edepli idiler. Erkeklerle yan yana oturmazlardı. Bu durum ilgimi çekiyordu. Ta ki Allah beni de genç bir Müslüman’la tanıştırana kadar. Tanıdığım bu genç Müslüman Türkiyeli doğulu biriydi. Çalıştığı işyeri evimizin yakınlarındaydı. İş yerine gidip bazen alışveriş yapıyordum. Takdir-i ilahi buna derler. Aslında Takdir-i İlahi diyorum da garip gelmesin Müslüman olduktan sonra Kadere inandım. Ve yaşadığım bu durumu kadere bağladım.

BELKİ İNANMAZSINIZ AMA ALLAH İSMİNİ YENİ DUYMUŞTUM

Bu iş yeri sahibi bir gün bana ‘Sen Çinlisin Allah’a inanıyor musun dedi.’ Belki inanmazsınız Allah ismini yeni duymuştum. “Hayır, ben Allah’ı bilmiyorum” dedim ve inançsız olduğumu söyledim. Ona Allah’tan neyi kastettiğini sordum. Bana dönerek bizleri yaratan Allah olduğunu, Cennet ve Cehennemden kısaca bahsetti. Anlattığında ruhum yeni bir şey görmüş gibi dehşete kapıldım. Genç Müslüman, Cennetin nasıl bir yer olduğunu ve Cehenneme kimlerin gittiğini, Allah’ın var olduğunu bizim bu dünyada yaşadığımız hayatın geçici olduğunu anlattı. Ve en sonunda bana dönerek dedi ki ‘hepimiz öleceğiz.’

Bu konuşmalarımız başlangıçta bir iki hafta kadar sürdü diyebilirim. O bana çok şey anlattı.

Ben de bu konular hakkında hiç bir şey bilmediğim için devamlı dinliyordum.

SONUNDA İNANCIMI SORGULAMAYA BAŞLADIM

Allah ile tanışmanız ve İslam’ı seçmeniz böyle mi başladı?

Evet, böyle başladı. Hidayetin kime, nerede ve ne şekilde nasip olacağı Allah’ın dileğiyledir. 6 yıldır İtalya’dayım ve İslam’dan haberim yoktu. İşte bu genç vesilesiyle İslam’la tanıştım. Ailem koyu inançsız insanlardır. İnançları hiç yok. Ama ben yeni şeyler öğrenmiştim. Artık ruhum rahat değil hep daralıyordu. Korkuyordum. Cennet ve Cehennemin nasıl bir yer olduğunu hayal ediyordum. En sonunda inancımı sorgulamaya başladım. Ve bir soru… derken sorular... Bu da kafamı karıştırıyordu.

HEMEN GİDİP BAŞÖRTÜSÜ ALDIM

Peki, daha sonra?

Geceleri korkuyordum. Aslında bu korku beni İslam’a götüren bir pencereydi. Ruhumda depremlerin koptuğunu hissetmeye başladım. Yani anlatması biraz zor. Sonra İslam’ı nasıl yaşayacağımı ve Allah’ı nasıl tanıyacağımı bilemiyordum. Nihayet Çin’ce Kuran-ı Kerim buldum. Hayret!... Okuduğumda hiç bir soru kafamı karıştırmamaya başladı. Olacak şey değil… Bazı ayetler de tesettürle ilgiliydi. Hemen gidip başörtüsü aldım. Eve geldim. Odama kapandım. Aynanın karşısına geçip başörtümü taktım. Kendimi başka biri gibi gördüm. Ne bileyim böyle işte...

HİDAYETİME VESİLE OLDUKTAN SONRA EVLENDİK

Müslüman olduktan sonra size İslam’ı anlatan genç ile evlendiniz? Nasıl oldu, bu ilginç durumu bizimle de paylaşır mısınız?

Evet, çok ilginç… Eşim hidayetime vesile oldu. Ben Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman oldum. İlk işim ismimi değiştirmek oldu. Emine olarak değiştirdim ismimi. Evlilik kararı aldık. Eşim Türkiye’nin doğu tarafındandır. Bana imam nikahı kıyacağımızı söyledi. Ben imam nikâhının ne demek olduğunu hiç bilmiyordum. Merak ediyordum. Nasıl olacak bu imam nikahı. Sonra Milano kentinde bir eve gittik. Evde kimse yoktu. Sonra iki kişi geldi. Hepsi namazlı insanlardı. Ben eşimle odaya geçtik. Yaklaşık bir saat sonra 35 yaşlarında genç biri elinde kalem ve boş bir sayfayla odaya girdi. Yanında da iki şahit vardı. Hiç yüzüme bile bakmadan çok güler yüzle Selamün Aleyküm diyerek içeri girdiler. Sanki Müslüman olmam en çok onları sevindirmişti. Yüz hatlarından belliydi.

AİLEM DE ÇOK SEVİNDİ

Eşim ayağı kalktı. Onlara karşı çok saygılı davranıyordu. Birbirlerini sordular. Sonra bana dönerek İtalyanca İslam’dan kısaca bahsettiler. İslam’ı kendi isteğimle mi kabul ettiğimi sordular. Ben de evet kendi isteğimle diye cevapladım. Ve Kelime-i Şehadeti tekrar etmemi istediler. Sonra sordular eşliğe ‘kabul ediyor musun’ ben de evet dedim. Daha sonra nikâhımız için mehir talep etmemi dilediler. Ben de malumunuz bir iki şey istedim. Ve nikâhımız kıyıldı. Ailem, Müslüman olmama ve evlenmeme de çok sevindi. Allah’a şükür her iki taraf da tepki göstermedi. Elhamdülillah.

27 Ocak 2012 Cuma

CENNET VE CENNETLİKLERİN ÖZELLİKLERİ


selamün aleyküm sevgili saygıdeğer arkadaşlarım.hepinizin cımasını en içten bir duygu ile candan tebrik eder,yüce mevlamız dünyada barış ve kardeşlik ruhu yapılan duallar ile drgahında kabul etsin.sizleri Allah için çok seviyorum.lütfen sizlerde bir insanın cehennemme girmememsi için gayret gösteriniz.selam ve dua ile kalınız. buyrunuz konumuza..
...
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

CENNET VE CENNETLİKLERİN ÖZELLİKLERİ

Muhterem Müslümanlar!

Cennet, Yüce Allah’ın mümin kulları için hazırladığı ve çeşitli nimetlerle donattığı ebedî mutluluk yurdudur. Mutlak adalet sahibi olan Cenab-ı Hak, bu imtihan dünyasında başarılı olanları cennetiyle ödüllendirecek, yapılan hiçbir iyiliği karşılıksız bırakmayacaktır. Cennet ve Cehennem bu fani dünyayı anlamlı kılan ebedî mekânlardır.

Yüce Rabbimiz, cennete talip olan mü’minleri şöyle uyarmaktadır: “Rabbinizin mağfiretini, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan ve genişliği gökler ve yerler kadar olan cennetini kazanmada yarışınız.”[1]

“İman edip salih ameller işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan, ebedi olarak kalacakları cennetlere koyacağız. Allah’ın va’di gerçektir. Allah’tan daha doğru sözlü kim vardır?”[2]

Değerli Mü’minler!

Ahiret ve cennet hayatına ait bilgiler, Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i şeriflerde yer almaktadır. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’in muhtelif âyetlerinde cennetin ve cennetliklerin özelliklerini bize şöyle tasvir etmektedir:

“(Cennette) onların altlarından ırmaklar akar. Kalplerinde (dünyadan kalma) kinden ne varsa hepsini çıkarıp atarız. Ve onlar derler ki: “Hidayetiyle bizi (bu nimete) kavuşturan Allah’a hamdolsun! Allah bizi doğru yola iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu bulacak değildik. Hakikaten Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler.” Onlara: İşte size cennet; yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona vâris kılındınız diye seslenilir.”[3]

Ra’d suresinde cennetliklerin vasıfları şöyle sıralanıyor:

“Onlar, Allah’a verdikleri sözü yerine getirenler ve sözleşmeyi bozmayanlardır. Onlar, Allah’ın gözetilmesini emrettiği haklara riayet eden, Rablerine saygı besleyen ve kötü hesaptan korkan kimselerdir. Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli olarak ve açıktan Allah için harcayan ve kötülüğü iyilikle ortadan kaldıranlardır. İşte bunlar için, dünya yurdunun (güzel) sonucu vardır. Bu sonuç da Adin cennetleridir. Atalarından, eşlerinden ve çocuklarından salih olanlarla beraber oraya girerler, melekler de her bir kapıdan onların yanlarına varırlar ve ‘sabretmenize karşılık selam sizlere! Dünya yurdunun sonucu (cennet) ne güzeldir!’ (derler)”[4].

Mü’minûn suresinde de cennetlik mü’minler şöyle tanıtılıyor: “Gerçekten mü’minler kurtuluşa ermişlerdir. Onlar namazlarında huşu içindedirler. Boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler, zekatı verir, iffetlerini korurlar. Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet eder ve namazlarına devam ederler. İşte bunlar varis olanların ta kendileridir. Bunlar, firdevs cennetine varis olur ve onlar orada ebedî kalırlar”[5].

Aziz Cemaat!

Cennete girmek, Yüce Allah’ın cemalini seyretmek, büyük bir nimettir. Kur’an-ı Kerim’de: “O gün bazı yüzler aydındır. Rablerine bakarlar”[6] buyrulmaktadır. Ancak bütün bu nimetlere ermeye vesile olan Allah’ın rızasını kazanmak, daha büyüktür. Nitekim Yüce Rabbimiz (c.c.) şöyle buyuruyor: “Allah’ın rızası ise bunların hepsinden daha büyüktür[7]”.

Mahşer günü hesabını kolay verip yüzü ak çıkmak cennete girmek ve Yüce Rabbinin cemaliyle müşerref olmak ne güzeldir.



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Âl-i İmran, 3/133
[2] Nisâ, 4/122
[3] A’raf, 7/43
[4] Ra’d, 13/20,21,22,23,24.
[5] Mü’minûn, 23/1-11.
[6] Kıyamet, 75/22,23.
[7] Tevbe, 9/72.

23 Ocak 2012 Pazartesi

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم ....... selamün aleyküm sevgili saygıdeğer arkadaşlarım


 بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
.......
selamün aleyküm sevgili saygıdeğer arkadaşlarım.Hepinize hayirli bir hafta başı dilerim Yüce mevlamızdan.Rabbim sizler ile olsun.
Bugün namazdan önce bu duaları mümkün olduğunca ezberlemeye çalış
Ve hissederek, anlıyarak, kendi ana dilinde Allahın sana öğrettiği duaları et kendine
Korkma sana bu dili veren Allah, Irkını tayin eden Allah, dilini tayin eden Allah,
bu konuda kaderini çizen Allah
Senin Arapça bilmediğini ve ezberleyemediğini biliyor,
ezberlesende ana dilindeki gibi duyumsaya duyumsaya dua edemediğini biliyor.
O senden dua bekliyor, hücrelerinin, iliklerinin hissettiği, duya duya, yana yakıla, ta yüreğinden, ta içinden, sana kader kıldığı ana dilinden dualar bekliyor.

"Deki; Eğer duanız olmasa Rabbimin katında ne ehemmiyetiniz var." (Furkan suresi 77.Ayet)

Kuranda Allah böyle dedi, Duydum, işittim ve amenna dedim, kendime dedim, dilime dedim, gönlüme dedim.


رَبَّنَا اٰتِنَا فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى الْاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
“Ey Rabbimiz! Bizlere dünyada ve ahirette güzellikler ihsan eyle azabından muhafaza eyle.” ( Bakara 201)

رَبَّنَا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرٖينَ
Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kâfir kavme karşı bize yardım et.” ( Bakara 250)

رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا اِنْ نَسٖينَا اَوْ اَخْطَاْنَا رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَا اِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهٖ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا اَنْتَ مَوْلٰینَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرٖينَ
Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” ( Bakara 286)

رَبَّنَا اِنَّنَا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru. (Ali imran 147)

رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا فٖى اَمْرِنَا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرٖينَ
“Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlam tut. Kâfir topluma karşı bize yardım et. (Araf 155)

رَبِّنَا لَمَّا جَاءَتْنَا رَبَّنَا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمٖينَ
Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve müslüman olarak bizim canımızı al.” (Araf 126)

اَنْتَ وَلِيُّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الْغَافِرٖينَ
Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen, bağışlayanların en hayırlısısın” dedi. (Araf 155))

فَقَالُوا عَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلْقَوْمِ الظَّالِمٖينَ
Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğunun baskı ve şiddetine maruz bırakma!” (Yunus 85)

رَبِّ اِنّٖى اَعُوذُ بِكَ اَنْ اَسْپَلَكَ مَا لَيْسَ لٖى بِهٖ عِلْمٌ وَاِلَّا تَغْفِرْ لٖى وَتَرْحَمْنٖى اَكُنْ مِنَ الْخَاسِرٖينَ
Rabbim! Şüphesiz ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum. (Hud 47)

رَبَّنَا اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْفٖى وَمَا نُعْلِنُ وَمَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْ شَیْءٍ فِى الْاَرْضِ وَلَا فِى السَّمَاءِ
“Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.” (İbrahim 38)

رَبِّ اجْعَلْنٖى مُقٖيمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتٖى رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ
“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.” (İbrahim 40)

رَبَّنَا اغْفِرْ لٖى وَلِوَالِدَیَّ وَلِلْمُؤْمِنٖينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ
“Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana babamı ve inananları bağışla. (İbrahim 41)

رَبِّ اَدْخِلْنٖى مُدْخَلَ صِدْقٍ وَاَخْرِجْنٖى مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلْ لٖى مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَانًا نَصٖيرًا
“Rabbim! (Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.” (İsra 80)

رَبَّنَا اٰتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ اَمْرِنَا رَشَدًا
Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır” (Kehf 10)

رَبِّ اشْرَحْ لٖى صَدْرٖی وَيَسِّرْ لٖى اَمْرٖی وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانٖی يَفْقَهُوا قَوْلٖی
Rabbim! Gönlüme ferahlık ver.” “İşimi bana kolaylaştır.” Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar.” (Taha 25-26-27-28)

رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْنٖى فَرْدًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْوَارِثٖينَ
“Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın” (Enbiya 89)

رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطٖينِ
Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım (Mü’minün 97)

وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ
“Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım (Mü’minün 98)

رَبَّنَا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمٖينَ
“Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın (Mü’minün 109)

رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ اِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا
“Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı sürekli bir helâktir (Furkan 65)

اِنَّهَا سَاءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا
“Şüphesiz, ne kötü bir durak ve ne kötü bir konaktır orası.” (Furkan 66)

رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقٖينَ اِمَامًا
“Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle (Furkan 74)

رَبِّ هَبْ لٖى حُكْمًا وَاَلْحِقْنٖى بِالصَّالِحٖين.* وَاجْعَلْ لٖى لِسَانَ صِدْقٍ فِى الْاٰخِرٖين.* وَاجْعَلْنٖى مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّعٖيمِ
“Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat
Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.” Beni Naîm cennetinin varislerinden eyle.” Şuara 83 84 85

رَبِّ اِنّٖى لِمَا اَنْزَلْتَ اِلَیَّ مِنْ خَيْرٍ فَقٖيرٌ
Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım (Kasas 24)

رَبِّ انْصُرْنٖى عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدٖينَ
“Ey Rabbim! Şu bozguncu kavme karşı bana yardım et” (Ankebut 30)

رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذٖينَ سَبَقُونَا بِالْاٖيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فٖى قُلُوبِنَا غِلًّا لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا رَبَّنَا اِنَّكَ رَؤُفٌ رَحٖيمٌ
“Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.” (Haşr 10)

رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَاِلَيْكَ اَنَبْنَا وَاِلَيْكَ الْمَصٖيرُ
“Ey Rabbimiz! Ancak sana dayandık, içtenlikle yalnız sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır. (Mümtehine 4)

رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلَّذٖينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ
“Ey Rabbimiz! Bizi, inkâr edenlerin zulmüne uğratma. Bizi bağışla. Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin (Mümtehine 5)

رَبَّنَا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَا اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ
Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter (Tahrim 8 )

20 Ocak 2012 Cuma

(CUMA SOHBETİMİZ BUYRUNUZ:İMAN HAYATI)



بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
SELAMÜN ALEYKÜM SEVGİLİ SAYGIDEĞER DİN KARDEŞLERİM HEPİNİZİN CUMA GÜNÜNÜ YÖREKTEN TEBRİK EDERİM.YÜCE MEVLAMIZ GUNUMUZU HAYİRLİ KALBİMİZDE HUZUR VE İMAN VE İSLAM KARDEŞLİĞİMİZ DAİM KILSIN.BİRBİRİMİZE OLAN SEVGİMİZİ ONUN İÇİN DAİM EYLESİN BUYRUNUZ KONUMUZA.
...
İMAN HAYATI

Aziz Cemaat!

Allah Teala'nın biz insanlara lütfettiği sayısız nimetlerin en önemlilerinden biri şüphe yok ki, imandır. İman, insanın hem dünya, hem, de ahiret saadetini sağlayan çok değerli bir manevi sermayedir.

İslam Dini'nde imanın mühim özelliklerinden biri, kalbin derinliklerinde yerleşmesi, vicdanın onunla huzur bulmuş olmasıdır. İman, insan yapısında, istendiği zaman atılabilecek bir fazlalık değildir. O, manevi varlığın temel taşıdır.

İnsan bütün yaratıkların efendisidir; çünkü şuur sahibidir ve tek yaratıcı olan Ulu Allah'ın aşkını taşımaktadır. İman nuruyla aydınlanmış kalp, Allah Teala'nın "bakış yeri" dir. Bundan ötürü, "Allah yapısı olan kalp, insan yapısı Kabe'den üstündür" denilmiştir. Fakat şunu da unutmamak gerekir ki, bütün bu şerefler Allah'a samimi kul olmaya bağlıdır.

Aziz Cemaat!

Gerçeği yalnız akıl ile bilmek, müslüman olmak ve iki cihan saadetine ulaşmak için hiç bir zaman yeterli değildir. Allah'a ulaştıran kurtuluş yolunda, içimizden gelen duyguları ve dıştan aldığımız malzemeyi şuurumuzda işledikten sonra, onu iman haline getirmemiz, benliğimize malederek, samimiyetle yaşamamız lazımdır. Açlığı ve susuzluğu bizzat yaşamayan kimsenin aç ve susuzların halinden anlayamayacağı gibi, dini konularını sadece bilen fakat yaşamayan kimse de dindar olamaz. Allah Teala Kur'an-ı Kerim'inde kafirlerden bahsederken şöyle buyuruyor: "Ayetlerimiz bütün açıklığıyla onlara geldiği zaman, bu apaçık bir büyüdür, dediler. Vicdanları tam bir kanaat getirdiği halde, zulüm ve kibirleri yüzünden inat ederek bunları inkar ettiler."

Başka bir ayette de şöyle buyuruluyor:

"Kendilerine kitap verdiğimiz Yahudi ve hıristiyanlar, O Peygamberi oğulları gibi tanırlar, öyle iken içlerinden birtakımı, bile bile Hakk'ı gizler."

Dinin yapısını oluşturan iki unsurdan biri iman ise, ikincisi de ibadettir.
Müslümanlıkta ibadet, imanın belirtisi, dindarlığın ikinci şartıdır. İman Allah'ı tasdik etmektir, ibadetse Allah'a kulluk etmektir. İbadet yapmadığı halde dindar olduğunu zanneden kimse, kendisini ve etrafındakileri aldatmaya çalışan kimsedir. İman, mübarek bir ağaç gibidir; bu ağacın Allah'ın izniyle her mevsim verdiği meyveler, başkalarına iyilik ve merhamet gibi manevi meziyetlerdir. Bu üstün faziletler, davranışlarımıza şu üç şekilde akseder:

1. İçimizde bulunan inancı, "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve rasülüh" kelime-i şehadetiyle ilan etmek,

2. Bu inancın kuvveti ile Allah'ın emirlerine sarılmak, yasaklarından kaçınmak ve bunu gizli, açık, şahsi ve umumi işlerde, ibadette, muamelelerde, kısacası her yerde devam ettirmek.

3. Bu inancı yaymak, yani iyiyi, doğruyu yaptırmak, kötüden, yanlıştan sakındırmak.

İkinci ve üçüncü grupta bulunan hususlar, yapılması güç olan şeylerdir. Gerçekten Allah'ın emirlerine uymak ve bunları başkalarına da telkin etmek nefsimizin ve arzularımızın kolaylıkla kabul edeceği şeyler değildir. Çünkü nefislerine, arzularına ve bilhassa hırslarına mağlup olanların bunların kumandasıyla hareket edenlerin yüceltildiği, Hakkın ölçüsü olarak kuvvetin kabul edildiği bir zamanda, bu genel atmosferden sıyrılıp doğru yolda ilerlemek az bir gayretle başarılacak işlerden değildir.

Doğrusu, fikir ve söz iffetinin bulunmadığı, kelimelerin içine boş bir çuval gibi istenilen manaların yerleştirildiği ve "mızrak çuvala sığmaz" atasözüne rağmen, gerçeklerin örtülmeye çalışıldığı bir yerde, doğruya sahip çıkmak oldukça cesaret isteyen bir iştir. Fakat gerçek yol budur, Allah'ın rızası bundadır.

Hutbemizi Peygamber Efendimizin bir hadisiyle bitirelim:

"Gönül huzuruyla Allah'ı Rab, İslam'ı din ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'i Peygamber kabul eden kimse, imanın üstün zevkini tatmış demektir."
 OKUDUĞUNUZ İÇİN RAHMAN RAZI OLSUN SELAM VE DUA İLE KALINIZ LÜTFEN PAYLAŞINIZ.
 

19 Ocak 2012 Perşembe

BAŞKA DUÂ BİLMEZ MİSİN?

Bir şahıs, Harem-i Şerîfin kapısında, Ey doğrulara yardım eden, haramlardan kaçınanları koruyan Allâhım!.. diyerek hep aynı duâyı okuyordu. Ona, Sen başka duâ bilmez misin? dediler. O şöyle açıkladı, bu duâyı tekrar etme sebebini: 

Ben Beyt-i Şerîfi tavâf ederken ayağıma takılan bir şeyi eğilip aldım. Bir de baktım ki, içinde bin altın bulunan bir kese. Şeytanımla îmânım mücâdeleye tutuştular. Bin altın çok para, senin bütün ihtiyaçlarını karşılar dedi şeytanım. Îmânım ise, Bu haramdır, boşuna saklama; sahibini bul, teslim et! dedi. Ben böyle mücâdele içinde iken, birinin sesi duyuldu: 

Burada, içinde bin altınım bulunan kesem kaybolmuştur. Kim buldu ise getirsin, ona otuz altın müjde vereyim! 

Bin haramdan otuz helâl hayırlıdır, diyerek keseyi sahibine teslim ettim. O da bana otuz altın verdi. Bunu alıp bakırcılar çarşısında gezerken, bir Arap kölenin bu paraya satıldığını görünce, hemen satın aldım. Bir müddet sonra bu kölenin yanına bir kısım Araplar gelip gizlice konuşmaya başladılar. Köleden ne konuştuklarını sordum. Saklamayıp aynen anlattı: 

Ben Mağrip sultânının oğluyum. Babam, Habeş melikiyle cenk edip savaşı kaybetti. Beni de esir alıp buralarda sattılar. Babam bunları göndermiş, elli bin altın da vermiş ki, beni satın alıp götürsünler. Sen bana çok iyilik ettin, kendi evlâdın gibi baktın. Bundan dolayı memnun kaldım. Bunlar beni satın alacaklar; sakın az altına râzı olma, elli bin altına sat beni. 

Dediği gibi oldu. Elli bin altına sattım köleyi. Bu kadar büyük sermaye ile bir kısım mallar alıp Bağdata gittim. Orada açtığım dükkânda mallarımı satıyordum. Bir tanıdığım gelip, Meşhur bir tüccar dostum vefât etti, ay gibi güzel kızcağızı yalnız kaldı. Gel bunu sana alalım dedi. Ben de kabul ettim. Kızın, çehiz olarak getirdiği birtakım tabakların üzerinde içi altın dolu keseler vardı. Hepsinin üzerinde de biner altın yazılı iken, birinde dokuz yüz yetmiş altın yazılı idi. Bunun sebebini sorduğumda kızcağız dediki: 

Babam bu keseyi Harem-i Şerifte kaybetmiş. Bulan bir helâlzâde keseyi iâde edince, otuz altını ona müjde olarak vermiş, ondan geriye kalanlardır bu kesedeki altınlar. 

Bunun üzerine ben Allâha hamd ve şükürlerde bulundum; bunlar hep doğruluğun, iyiliğin bereketi, diyerek hâdiseyi kızcağıza anlattım. Sürur ve saâdetimiz daha da perçinlenmiş oldu!.. (Nevâdir-i Süheylî, Sayfa: 280-81) 

Evet, enteresan bir hâdise. Doğruluk ve dürüstlüğün neticesini göstermesi bakımından verdiği mesaj oldukça mühim. Kaldı ki bu, sadece dünyadaki semeresi. Âhiretteki karşılığı ise, ebedî bir saâdet. Rabbimiz cümlemizi, îmânımızın sesine kulak vererek sadâkat ve istikametten ayırmasın. Âmîn...

18 Ocak 2012 Çarşamba

30 yıllık ekmek

Şeyh Ebu Said Ebu'l Hayr (k.s.) Hazretleri, daha henüz küçükken babası onu almış Cuma namazına götürmekte idi. Yolda zamanın manevi reisi Şeyh Ebu'l Kasım Hazretlerine rastladılar. Şeyhi, çocuğun babasına:
- Bu çocuk kimindir? diye sordu.
O da:
- Bizdendir ya Şeyh!, dedi.
Şeyh onların yüzüne bakarak gözleri yaşardı. Sonra da babasına:
- Ya Ebu'l Hayr, bizim dünyadan gitme zamanımız gelmiştir, fakat makamı boş görerek üzülmüştüm. Fakat şimdi senin çocuktan öyle anlıyorum ki müslümanlar istifade edecek derecede mânevi kabiliyet var. Cuma namazından sonra bu çocuğu bizim eve getir, dedi.

Namazdan sonra çocuk ve babası Şeyhin evine gittiler, dergahına giridiler... Dergahta kışlık yiyeceklerin konduğu yüksekçe bir yer vardı. Şeyh oraya bir ekmek koymuştu. Çocuğun babasına:
- Oğlunu omuzuna alda, o yukarıdaki ekmeği indirsin, buyurdu.
Babası oğlunu omuzuna alıp kaldırdı. Çocuk elini uztıp 30 yıllık ekmeği aldı ve yere inip Şeyhe verdi. Ekmek sıcacıktı.

Şeyh Ebu'l Kasım Hazretleri ekmeği aldığı zaman gözlerinden yaşlar akmaya başalmıştı.Ağlayarak ekmeği ikiye böldü, bir parçasını çocuğa verdi., bir parçasını da kendi yedi. Babasına hiç vermedi.
Çocuğun babası: 
- Ya Şeyh, bu arpa ekmeğinden bir parça da bie nasip olmayacak mı? dediğinde, Şeyh:
- Ya Ebu'l Hayr! Otuz senedir, bu ekmek orada durmakta idi. Ban bu ekmek kimin elinde yeni fırından çıktığı gibi kimin elinde sıcak olursa, onda alemin istifa edeceği vaafedildi. Bu vaadin tamamı senin oğlunda olsa gerektir. O zatın senin oğlun olması şeref olarak sana yetmez mi? buyurdu.

Şeyh Ebu'l Kasım Hazretleri, kendi yerini alacak "Büyük Veli" yi bulmuştu.

16 Ocak 2012 Pazartesi

Peygamberimizin Hz. Aliye Evlilik öğüdü !


Peygamberimizin Hz. Aliye Evlilik öğüdü !

Özellikle yeni evlenen ve evli olanların bu hadisi şerifleri hıfz (ezber) etmeleri kendilerini birçok sıkıntıdan kurtarıp dünya ve ahıret saadetine nail olmalarına vesile olacaktır.

Hazret-i Fâtıma-tüz-zehrâyı “radıyallahü teâlâ anhâ” hazret-i Alîye “radıyallahü teâlâ anh” tezvîc (nikah) etdiklerinde buyurdukları vasıyyetleri beyânındadır.

Hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh” rivâyet eder.
Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdular ki:

* Yâ Alî! Gelini kendi evine götürdüğün zemân çorabını ayağından çıkar. Ayağını yıka. O suyu evin bütün köşelerine saç. Böyle yapınca Allahü tebâreke ve teâlâ hazretleri senin evinden yetmiş dürlü fakîrliği dışarı çıkarır. Yetmiş dürlü bereketi evine dâhil eder. Yetmiş rahmeti sana nâzil kılar. O gelin ile ve onun bereketi evin köşelerine erişir. O gelin delilikden ve diğer hastalıklardan emîn olur.

* Yâ Alî! Gelini ilk hafta yoğurt yimekden ayran yimekden sirke ve ekşi yimekden men’ et! Hazret-i Alî “kerremallahü vecheh” “Yâ Resûlallah! neden ötürü bu şeyleri vermemem gerekdir” diye sordu. Buyurdu ki: (Ondan dolayı ki turşu ve yoğurt ve ayran rahmde evlâd olmasına mâni’ olur. Evde bir hasır olması doğurmayan kadından iyidir.) Hazret-i Alî dedi ki: Yâ Resûlallah! Sirkenin illeti nedir. Buyurdu ki: (Sirke yiyen kadının hayzı zahmetli olur ve temizliği uzar. Keşenç yimek hayzı karında habs eder. Eğer Hak Sübhânehü ve teâlâ hazretleri bir evlâd verirse doğumu zor olur. Ammâ ekşi elmâ yimek hayz kanını keser. Onun ardından başka hastalık zuhûr eder.)
Sonra Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdu ki:

* Yâ Alî ayın evvelinde ortasında ve sonunda ehline yakın olma ki o hanımda ve o evlâdda cüzzam ve dîvânelik (delilik) ve pislik olmasından korkulur.

* Yâ Alî! Ehline asr (ikindi) nemâzından sonra yakın olma. Eğer Allahü tebâreke ve teâlâ bir evlâd nasîb ederse ahvel (şaşı) olur ve şeytân şaşı evlâda sevinir.

* Yâ Alî! Ehline yakınlık (cima) etdiğin vakit çok konuşma ki eğer bir evlâd olursa yiyici olur. Avret yerine bakma. Sohbet (cima) esnâsında gözünü yumma. Evlâda körlük getirir.

* Yâ Alî! Kendi ehline bir başka kadının şehveti ile yakın olma ki eğer bir evlâd olur ise muhannes (kadına benzeyen erkek) olur. Kadınlara benzemeye çalışır.

* Yâ Alî! Cünüb olduğun zemân kat’i olarak Kur’ân-ı azîm-üş-şânı okumayasın ki korkulur ki gökden bir ateş inip seni yakar. Cünüb hâlde sohbet (cima) etme. Senin bir su kabın ehlinin bir su kabı olsun. Ayrı ayrı su kapları ile temizleniniz. Eğer bir su kabından ikiniz yıkansanız şehvet şehvet üzerine düşer (tekrar cima ederseniz). Aranıza düşmanlık düşer. Korkulur ki talâk ve iftirâka müncer olur.
* Yâ Alî! ikiniz de ayakda iken sohbet (cima) etmeyiniz eşekler böyle yapar. Eğer çocuk olur ise döşeğe bevl (idrar) eder.


* Yâ Alî! Ehlinle bayram geceleri buluşma! Eğer çocuk olur ise altı parmağı veyâ dört parmağı olur.

* Yâ Alî! Ehlinle meyve ağacı altında buluşma ki eğer çocuk olur ise kâtil olur kan dökücü olur. Halka zulm eder.

* Yâ Alî! Ay ışığında (Açık havada ay ışığının altında) ehline yakın olma. Meğer bir yerde örtünülmüş olasın. Eğer bir çocuk olursa fakîrlikden ömür boyu kurtulamaz.

* Yâ Alî! Ezân ile ikâmet arasında ehline yakın olma ki eğer bir çocuğunuz olur ise kan dökmeğe hevesli olur.

* Yâ Alî! Hanımın hâmile olduğu zemân abdestsiz ona yakın olma. Eğer çocuk olursa kör gönüllü ve bahîl (cimri) elli olur.

* Yâ Alî! Şa’bânın ortasında Berât gecesi ehline yakın olma eğer aranızda bir çocuk olursa derisinde tüylerinde ve yüzünde kötü nişânlar olur.

* Yâ Alî! Hanımına bacısının (baldızının) şehvetiyle yakınlık etme ki eğer bir çocuk olursa hırsız olur ve halkın felâketi onun eli ile olur.

* Yâ Alî! Ehline etrâfında dıvâr olmıyan damda yakın olma ki eğer aranızda bir çocuk olursa münâfık ve mürâi mübtedî’ (bid’at sâhibi) ve kumarbâz olur.

* Yâ Alî! Sefere çıkacağın gece ehline yakın olma ki eğer bir çocuk olursa malını harâm yerlere harc edici olur. Sonra meâl-i şerîfi “Malını saçıp dağıtanlar şeytânın kardeşleridir” âyet-i kerîmesini okudular.
(İsrâ sûresi 27.ci âyet-i kerîmesi.)

* Yâ Alî! Üç günlük seferden geldiğin gecesi ehline yakınlık etme. Bir çocuk olursa zâlim olur.

* Yâ Alî! Pazartesi gecesi ehline yakınlık edersen aranızda bir çocuk olursa hâfız-ı Kur’ân olur. Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin kısmetine râzı olur.

* Yâ Alî! Salı gecesi ehline yakınlık edersen çocuk hâsıl olursa mü’min olur ve iyi huylu olur. Rahîm gönüllü (yumuşak kalbli) cömert elli yalandan bühtândan ve gıybetden temizlenmiş dilli olur.

* Yâ Alî! Perşembe gecesi ehline yakınlık et ki eğer çocuk olur ise hikmeti çok hakîm olur. Ve ilmi çok âlim olur ki ilmi ile âmil olur. Perşembe günü öğleden evvel ehline yaklaşsan eğer aranızda bir çocuk olursa aslâ şeytân ona ölene kadar yaklaşamaz. Dünyâda ve âhıretde selâmetde olur. Eğer Cum’a gecesi ehline yakınlık edersen bir çocuk olur ise Kâri-i Kur’ân olur. Veyâ hatib olur. Veyâ Vâiz olur. Eğer Cum’a günü hanımına yakınlık edersen bir çocuk olursa âlim olur. Dindârlığı ile ma’rûf ve meşhûr olur. Eğer Cum’a gecesi îşâ (yatsı) nemâzından bir sâat sonra ehline yakınlık edersen eğer bir çocuk olursa ebdallar (velîler) cümlesinden olur.

* Yâ Alî! Ehline gecenin evvel sâatinde (başında) yakınlık etme ki eğer bir çocuk olursa câdı ve kâhin olur. Dünyâyı âhıret üzerine tercîh eder.

* Yâ Alî! Benim vasıyyetlerimi ezberle ki Allahü teâlânın izni ile sana fâide versin.

Kaynak :  (Menakıb-ı Çihar-ı Yari Güzin)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم ........ Hadrat ‘Umar used to ask himself every day,


بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
........

Hadrat ‘Umar used to ask himself every day, “O ‘Umar, what have you done today for Allah?
Hz.Ömer(a.s.)’in her gün kendisine sorarmış ”Ey Ömer Bu gün Allah için Ne yaptın?
Dear friend,What have you done today for Allah?
Canım Arkadaşım ,Bugün Allah için Ne yaptın ?

Abu Huraira reported that the Messenger of Allah (may peace be upon him) said:
Who has observed fast among you today?
Abu Bakr (Allah be pleased with him) replied: It is I.
He (the Holy Prophet again) said: Who among you followed the bier today?
Abu Bakr (Allah be pleased with him) replied: It is I.
He (the Holy Prophet again) said: Who among you fed a poor man today?
Abu Bakr (Allah he pleased with him) replied: It is I.
He (again) said: Who among you visited an invalid today?
Abu Bakr (Allah be pleased with him) said: It is I.
Upon this the Messenger of Allah (may peace be upon him) said:
Anyone in whom (these good deeds) are combined will certainly, enter paradise.
...
Hazret-i Ömer, bugün Allah için ne yaptın 'Ömer, "O her gün kendini sormak için kullanılan'?
Onu gün kendisine Hz.Ömer (as) 'sorarmış "Ey Ömer Bu gün Allah için Ne yaptın?
Sevgili dostum, bugün Allah için ne yaptınız?
Canım Arkadaşım, Bugün Allah için Ne yaptın?

Ebu Hureyre Resulullah (sav) dedi ki:
Bugün kim arasında hızlı gözlemledi?
Ebu Bekir (Allah ondan memnun) cevap verdi: I..
O (yine Yüce Peygamber) dedi ki: aranızda bugün bier takip kim?
Ebu Bekir (Allah ondan memnun) cevap verdi: I..
O (yine Yüce Peygamber) dedi ki: bugün aranızda bir yoksul adamın beslenen kim?
Ebu Bekir (Allah ondan razı) cevap verdi: Bu I.
O (tekrar) şöyle buyurmuştur: aranızda bugün geçersiz bir ziyaret kim?
Ebu Bekir (Allah ondan memnun) dedi ki: Bu ​​I.
Bu, Allah'ın Resulü (sav) üzerine şunları söyledi:
(Bu iyilikleri) kombine olan herkes kesinlikle cennete girecektir.
....

13 Ocak 2012 Cuma

(KİBİR VE GURUR: CUMANIZ MÜBAREK OLSUN.Muhterem Müslümanlar! ))


 بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
........
SELAMÜN ALEYKÜM SEVGİLİ SAYGIDEĞER ARKADAŞLARIM.HEPİNİZİN BU GÜN İCRA EDECEĞİMİZ CUMA GÜNÜ MÜBAREK OLSUN.MEVLAM YAPILAN DUALARIN HÜRMETİNE YERYÜZÜNDE İSLAM SANCAĞINI DALGALANDIRSIN.KUR'ANİ KERİMİ TÜM GÖNÜLLERE VE EVLERİMİZİN FERTLERİNİN KALBİNDE NUR KILSIN.SELAM VE DUA İLE KALINIZ BUYRUNUZ KONUMUZA GELELİM..
...

KİBİR VE GURUR

 Muhterem Müslümanlar!

Yüce Dinimiz İslam, insanlara, alçak gönüllü olmayı öğütlemiş, kibir ve gururdan da, uzak durmalarını istemiştir. Zira Müslüman için, tevazu gösterip, alçak gönüllü olmak esastır. Kibir ve gurur ise, Allah'a inanmış, Peygambere bağlanmış olan herkes için yasaklanmıştır, öyleyse, Müslümanların kibir ve gurura yaklaşmamaları lazımdır.

Bilindiği gibi kibir; büyüklenmek, kendini beğenmek, gurur ise aldanmak ve hayale kapılmak demektir. Bunların hiçbirisi de kula yakışan sıfatlar değildir. Kibir ve gurur, İslam'ın sevmediği kötü huylardan olup, Allah (c.c.) ve Resulü (s.a.v.) tarafından hoş görülmemiştir.

Nitekim Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:

"Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme, şüphesiz Allah kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez."[1]

"Rahman'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu île yürürler."[2]

"Sana uyan mü'minlere (şefkat ve merhamet) kanat(larını) ger."[3]

Yüce Peygamberimizin, kibir ve gururu yeren hadislerinden bazıları da şöyledir;

"Cehennemlikleri, size haber vereyim mi? Onlar, katı yürekli, malını hayırdan esirgeyen, kibirli kimselerdir.”[4]

Bir gün Resül-i Ekrem Efendimiz:

"Kalbinde, zerre kadar kibir bulunan kimse, Cennete giremez." buyurdu Ashab'dan Malik b. Mirare; "Ya Rasülallah! İnsan, elbisesinin ve ayakkabısının, güzel olmasını sever" dedi. Resül-i Ekrem de, "Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir ise, hakkı kabul etmemek, insanları hor görmektir."[5] buyurdular.

Aziz Mü'minler!

Mealini verdiğimiz ayet ve hadisler, bize kibir ve gurur sahiplerinin durumlarını, açık ve seçik bir şekilde ifade etmektedir. Dinimiz kibir ve gururu manevî bir hastalık olarak görür. Bu hastalığa yakalanmış kimseleri Allah'ın sevmediği, ayetle sabittir. Peki bu gibileri, Allah sevmezde, acaba insanlar sever mi? Kibirli ve gururlu kimseleri, bırakın başkalarının sevmesini, en yakınları bile sevmezler. Çünkü bu gibiler çok bencildirler. En güzel şeyleri daima kendilerine layık görürler ve herkesten saygı görmek ister, yaptıkları şeylerin beğenilmesini arzu ederler. En kötüsü de, hata yaptıklarını kabul etmezler. Servetleri ve şöhretleriyle, bilgileri ve fizikî güzellikleriyle övünürler. Ama onların bir gün elden çıkacağını düşünmezler. Atalarımız ne güzel söylemişler:

"Güzelliğinle övünme, bir sivilce yok eder,”

"Servetinle övünme, bir kıvılcım yok eder"

Aziz Müslümanlar!

Kibir ve gurur, hiçbir zaman, kemalin ve olgunluğun işareti olamaz. Olsa olsa, cehalet ve gafletin, hayal perestlik ve eksik eğitimin bir alameti olur. Dinimizin bu kötü vasıfları yerip, kötülemesi de bu sebepledir.

O halde; iyi ve olgun bir müslüman, gönlünde kibir ve gurura yer vermemeli. Gönlünü hakka bağlamalı ve şeytanın oyuncağı olmaktan uzak bulunmalıdır. Peygamberimizin buyurduklarına uymalı, onun yolundan ayrılmamalıdır.

Yüce Rabbimizin insanlara en güzel yaşayış tarzını ifade eden şu ilahi mesajı ile hutbemi noktalamak istiyorum;

"Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir, ne de dağlarla ululuk yarışma girebilirsin."[6]


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Lokman, 18.
[2] Furkan, 63
[3] Şuara, 215
[4] Riyazü's-Salihîn, 2/45
[5] Riyazü's-Salihîn, Ter, 2/44
[6] İsra, 37

 

11 Ocak 2012 Çarşamba

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم ........ 11-HÛD


بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
........

11-HÛD
Hûd sûresi, 123 (yüzyirmiüç) âyet olup 12, 17 ve 114. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 50 - 60. âyetlerde Arabistan halkına gönderilmiş peygamberlerden biri olan Hûd (a. s.)'ın hayatından bahsedildiği için sûreye bu isim verilmiştir. Yunus sûresinden sonra inmiş olup onun devamı niteliğindedir. İtikada ait esasları, Kur'an'ın mucize oluşunu, ahiretle ilgili meseleleri, sevap ve cezayı ve Hz. Hûd'dan başka Nuh, Salih, İbrahim, Lût, Şuayb ve Musa (a. s.) gibi peygamberlerin kıssalarını ihtiva etmektedir.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
1. Elif. Lâm. Râ. (Bu sana indirilen), hikmet sahibi (ve) her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış, sonra da açıklanmış bir kitaptır.
2. (De ki: Bu Kitap) "Allah'tan başkasına ibadet etmemeniz için (indirildi). Şüphesiz ki ben, onun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
3. Ve Rabbinizden mağfiret dilemeniz, sonra da ona tevbe etmeniz için (indirildi. Eğer bu emrolunanları yaparsanız), Allah sizi, tayin edilmiş bir süreye kadar güzel bir şekilde yaşatır, fazlasını yapan herkese de iyiliğinin karşılığını verir. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin başınıza gelecek büyük bir günün azabından korkarım."
4. Dönüşünüz yalnız Allah'adır. O, her şeye kadirdir.
5. Bilesiniz ki, onlar Peygamber'den, (düşmanlıklarını) gizlemeleri için göğüslerini çevirirler (gönüllerinden geçeni gizlerler). İyi bilin ki, onlar elbiselerine büründükleri zaman dahi, Allah onların gizlediklerini de, açığa çıkardıklarını da bilir. Çünkü O, kalplerin özünü bilendir.
6. Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir. Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitapta (levh-i mahfuz'da) dır.
7. O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, Arş'ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. Yemin ederim ki, (Resûlüm!): "Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz" desen, kâfir olanlar derhal "Bu, açık bir büyüden başka bir şey değildir" derler.

Göklerin ve yerin altı günde yaratılması meselesi için A’raf Suresi 54. Ayetin izahına bakınız.

Arş: Kainattaki bütün cisimleri kuşatan ve mahiyetini bilemediğimiz bir şeydir. Müfessirlerin bu ayetle ilgili açıklamalarına göre, Allah Teala, önce Arş’ı, sonra suyu, daha sonra da gökleri ve yeri yaratmıştır. Arş’ın su üzerinde olması ona bitişik olmasını gerektirmez. Nitekim göklerin de yerin üzerinde olduğu söylenir, fakat bununla göklerin yere bitişik olduğu kasdedilmez.

8. Andolsun, eğer biz onlardan azabı sayılı bir süreye kadar ertelesek, mutlaka "Onun gelmesini engelleyen nedir?" derler. Bilesiniz ki, kendilerine azap geldiği gün, bir daha onlardan uzaklaştırılacak değildir. Ve alay etmekte oldukları şey, onları çepeçevre kuşatacaktır.
9. Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da sonra bunu ondan çekip alırsak, tamamen ümitsiz ve nankör olur.
10. Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattırırsak, elbette "Kötülükler benden gitti" der. Çünkü o (bunu derken) şımarıktır, kibirlidir.
11. Ancak (musibetlere) sabredip güzel iş yapanlar böyle değildir. İşte onlar için bir bağış ve bir büyük mükâfat vardır.
12. Belki de sen (müşriklerin:) "Ona (gökten) bir hazine indirilseydi veya onunla beraber bir melek gelseydi!" demelerinden ötürü sana vahyolunan âyetlerin bir kısmını (duyurmayı) terk edeceksin ve bu yüzden ruhun daralacaktır. (İyi bil ki) sen ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekîldir.

Müşrikler, zaman zaman, Hz. Peygamber’den, gökten hazineler indirmesi, kendilerine bir melek gönderilmesi gibi, olağanüstü şeyler isterler ve onların bu inatçı ve inkarcı tavırları Resulullah’ı son derece üzerdi. Çünkü, onlara mucize gösterince de bunun bir büyü olduğunu söyleyerek yine inkara devam ederlerdi. İşte yukarıdaki ayet, onların bu olumsuz tavrı karşısında Allah’ın ayetlerini tebliğden vazgeçmemesi hususunda Hz. Peygamber’i uyarmakta, onun görevinin bu olduğunu, ötesinin Allah’a ait olduğunu bildirmektedir.


13. Yoksa, "Onu (Kur'an'ı) kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: Eğer doğru iseniz Allah'tan başka çağırabildiklerinizi (yardıma) çağırın da siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin.

Bu meydan okumanın Arapçayı en güzel bir şekilde kullananlara yöneltilmesi dikkat çekicidir. Daha sonra inen ayet-i kerimelerle bu miktar üç ayete kadar indirilmesine rağmen onlar buna da cesaret edememişler ve kılıçla karşılık vermek zorunda kalmışlardır. Bu sonuç Kur’an’ın Allah kelamı olduğunun büyük bir delilidir.


14. Eğer (onlar) size cevap veremiyorlarsa, bilin ki, o ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka tanrı yoktur. Artık siz müslüman oluyor musunuz?
15. Kim, (yalnız) dünya hayatını ve zinetini istemekte ise, işlerinin karşılığını orada onlara tam olarak veririz ve orada onlar hiçbir zarara uğratılmazlar.
16. İşte onlar, ahirette kendileri için ateşten başka hiçbir şeyleri olmayan kimselerdir; (dünyada) yaptıkları da boşa gitmiştir; yapmakta oldukları şeyler (zaten) bâtıldır.
17. Rabbin tarafından (gelmiş) açık bir delile dayanan ve kendisini Rabbinden bir şahidin izlediği, ayrıca kendisinden önce, bir önder ve bir rahmet olarak Musa'nın Kitab'ı (elinde) bulunan kimse (inkârcılar gibi) midir? Çünkü bunlar ona (Kur'an'a) inanırlar. Zümrelerden hangisi onu inkâr ederse işte cehennem ateşi onun varacağı yerdir, bundan şüphen olmasın; zira bu, senin Rabbin tarafından bildirilmiş gerçektir; fakat insanların çoğu inanmazlar.

Bu ayet-i kerimede bir mukayese yapılmaktadır. Şöyle ki: Kur’an-ı Kerim gibi pek parlak bir delile, bu delili teyit eden bir şahide yani mucizeye ve inançlarının sağlamlığını gösteren semavi kitaplarından biri olan Tevratın şahitliğine sahip olan Peygamber ile bunları inkar eden ve sadece dünya hayatından başka bir şey istemeyen bir kafirin eşit olamayacağı bildirilmektedir. Çünkü bunların biri Allah’ın seçkin kulu ve Allah’a inanmış, dolayısıyla dünya ve ahiret saadetini kazanmış kimsedir; diğeri ise inkar etmiş, dolayısıyla ebedi azaba müstehak olmuştur.


18. Kim Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim olabilir? Onlar (kıyamet gününde) Rablerine arz edilecekler, şahitler de: İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir, diyecekler. Bilin ki, Allah'ın lâneti zalimlerin üzerinedir!
19. Onlar, (insanları) Allah'ın yolundan alıkoyan ve onu eğri göstermek isteyenlerdir. Ahireti inkâr edenler de onlardır.
20. Onlar yeryüzünde (Allah'ı) âciz bırakacak değillerdir; onların Allah'tan başka (yardım isteyecekleri) dostları da yoktur. Onların azabı kat kat olacaktır. Çünkü onlar (gerçekleri) ne görebiliyorlar ne de kulak veriyorlardı.
21. İşte onlar kendilerini ziyana uğrattılar. Uydurmakta oldukları şeyler de kendilerinden kaybolup gitti.
22. Şüphesiz onlar, ahirette en çok ziyana uğrayanlardır.
23. İnanıp da güzel işler yapan ve Rablerine gönülden boyun eğenlere gelince, işte onlar cennet ehlidir. Onlar orada ebedî kalırlar.
24. Bu iki zümrenin (müminlerle kâfirlerin) durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların hali hiç eşit olur mu? Hâla ibret almıyor musunuz?

Surenin buraya kadar olan bölümünde itikadla ilgili esaslar, Kur’an’ın mucize oluşu, inanmayanların ahiretteki durumları, cezaları; buna karşılık inananların mükafatları anlatıldı ve onların cennet ehli oldukları bildirildi. Nihayet bu iki zümre beliğ bir teşbih ile insanlığın tefekkürüne sunuldu ve onlar düşünmeye davet edildi. Bundan sonraki bölümlerde de ibret olarak bazı peygamberlerin hayatları tevhid inancını yaymak için verdikleri mücadele, kavimlerinin bunlara karşı tutumları ve meydana gelen olayların neticeleri anlatılmaktadır.


25. Andolsun, biz Nuh'u kavmine elçi gönderdik. Onlara: "Ben (dedi), sizin için apaçık bir uyarıcıyım.
26. Allah'tan başkasına tapmayın! Ben, size (gelecek) elem verici bir günün azabından korkuyorum."
27. Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Bizden, basit görüşle hareket eden alt tabakamızdan başkasının sana uyduğunu görmüyoruz. Ve sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Bilakis sizin yalancılar olduğunuzu düşünüyoruz."

“Mele” kelimesi ileri gelenler, eşraf, elit tabaka anlamlarına gelir. Kur’an-ı Kerim dikkatlice incelendiğinde bütün peygamberlerin karşılarında Firavunvari bir tağutun ve ona akıl hocalığı yapan bir zümrenin var olduğu görülür. Zamanlarının her türlü maddi imkanlarını ellerinde bulunduran bu elit tabaka, çıkarlarını kaybetmemek için inananları fakirlik ve zelillikle suçlama yoluna gitmişlerdir. Son Peygamber zamanında da aynı olay cereyan etmiş, ona fakir ve basit kimselerin inandıkları bahane ederek karşı çıkmışlardır.


28. (Nuh) dedi ki: Ey kavmim! Eğer ben Rabbim tarafından (bildirilen) açık bir delil üzerinde isem ve O bana kendi katından bir rahmet vermiş de bu size gizli tutulmuşsa, buna ne dersiniz? Siz onu istemediğiniz halde biz sizi ona zorlayacak mıyız?
29. Ey kavmim! Allah'ın emirlerini bildirmeye karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim; çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi, bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum.

Hz.Nuh’un kavmi inanmış fakir kimselere tenezzül etmiyor ve onlarla beraber olmak istemiyorlardı. Bunun için Nuh(a.s.)’ın onları yanından kovmasını teklif ettiler. O büyük peygamber elbette cahillerin sözüne bakarak Allah’a iman etmiş, Allah katında değeri olan kimseleri yanından kovacak değildi.


30. Ey kavmim! Ben onları kovarsam, beni Allah'tan (onun azabından) kim korur? Düşünmüyor musunuz?
31. Ben size: "Allah'ın hazineleri benim yanımdadır" demiyorum, gaybı da bilmem. "Ben bir meleğim" de demiyorum, sizin gözlerinizin hor gördüğü kimseler için, "Allah onlara asla bir hayır vermeyecektir" diyemem. Onların kalplerinde olanı, Allah daha iyi bilir. Onları kovduğum takdirde ben gerçekten zalimlerden olurum."
32. Dediler ki: Ey Nuh! Bizimle mücadele ettin ve bize karşı mücadelede çok ileri gittin. Eğer doğrulardan isen, kendisiyle bizi tehdit ettiğini (azabı) bize getir!
33. (Nuh) dedi ki: "Onu size ancak dilerse Allah getirir. Ve siz (Allah'ı) âciz bırakacak değilsiniz.
34. Eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdüm size fayda vermez. (Çünkü) O sizin Rabbinizdir. Ve (nihayet) O'na döndürüleceksiniz."
35. (Resûlüm!) Yoksa, "Bunu uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer onu uydurduysam günahım bana aittir. Fakat ben sizin işlediğiniz günahtan uzağım."
36. Nuh'a vahyolundu ki: Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık (sana) asla inanmayacak. Öyle ise onların işlemekte olduklarından (günahlardan) dolayı üzülme.
37. Gözlerimizin önünde ve vahyimiz (emrimiz) uyarınca gemiyi yap ve zulmedenler hakkında bana (bir şey) söyleme! Onlar mutlaka boğulacaklardır!
38. Nuh gemiyi yapıyor, kavminden ileri gelenler ise, yanına her uğradıkça onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: "Eğer bizimle alay ediyorsanız, iyi bilin ki siz nasıl alay ediyorsanız biz de sizinle alay edeceğiz!
39. Kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini ve sürekli bir azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz."
40. Nihayet emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh'a dedik ki: "(Canlı çeşitlerinin) her birinden iki eş ile -(boğulacağına dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye yükle!" Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti.

Mealin “sular coşup yükselmeye başlayınca” kısmını “tandır (tennur) kaynayınca” şeklinde çevirenler de olmuştur. Müfessirler tandırın kaynamasını çeşitli şekillerde tefsir etmişlerdir. Son asrın müfessirlerinden M. Hamdi Yazır, Hz.Nuh’un gemisinin alelade yelkenli bir gemi olmayıp buharlı bir vapur olduğuna işaret etmektedir ki, buna göre, “tandır kaynadı” demek, vapurun ocağı yandı ve harekete hazır duruma getirildi, demek olur.


41. (Nuh) dedi ki: "Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir."
42. Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: Yavrucuğum! (Sen de) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma! diye seslendi.

Hz. Nuh’un oğlu babasına iman etmemişti. Nitekim babası inananları gemiye bindirirken o ayrılarak bir kenara çekilmişti. Diğer oğulları Ham, Sam ve Yafes babalarına inanmış ve onunla beraber gemiye binmişlerdi. Türk milletinin Yafes’in Türk adındaki oğlundan türediği rivayet edilir.


43. Oğlu: Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım, dedi. (Nuh): "Bugün Allah'ın emrinden (azabından), merhamet sahibi Allah'tan başka koruyacak kimse yoktur" dedi. Aralarına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.

Bu ayete şöyle de mana verilmiştir: “Bugün, Alah’ın esirgediklerinden başkasını O’nun vereceği emirden koruyacak kimse yoktur.


44. (Nihayet) "Ey yer suyunu yut! Ve ey gök (suyunu) tut!" denildi. Su çekildi; iş bitirildi; (gemi de) Cûdî (dağının) üzerine yerleşti. Ve: "O zalimler topluluğunun canı cehenneme!" denildi.
45. Nuh Rabbine dua edip dedi ki: "Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vâdin ise elbette haktır. Sen hakimler hakimisin."

Hz.Nuh bunu derken Allah’ın, ailesini boğulmaktan kurtaracağına dair vadine işaret ediyordu.


46. Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.

Bu ayetten anlaşılıyor ki, insanlar arasındaki yakınlığın asıl sebebi din birliğidir. Allah’ın dinine inanmış ve peygamberlerini tasdik etmiş kimseler birbirlerinin manevi akrabası, yakını ve dostlarıdır. Bunların aralarında manevi  bir birlik vardır. Müminlerle kafirler ırk bakımından birbirlerinin akrabası olsalar bile, bu akrabalığın Allah katında hiçbir değeri yoktur. Nitekim Hz. Nuh’un oğlu babasına inanmadığı için, Allah Teala onu Nuh Peygamber’in ailesinden saymamıştır. Halbuki Hz. Peygamber, aralarında hiçbir neseb bağı bulunmayan Selman’ı kendi ailesinden saymıştır. Buna karşılık, özellikle Bedir harbinde birçok sahabi, en yakınların olan babalarına ya da oğullarına karşı savaşmışlardır.


47. Nuh dedi ki: Ey Rabbim! Ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, ben ziyana uğrayanlardan olurum!
48. Denildi ki: Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in! Kendilerini (dünyada) faydalandıracağımız, sonra da bizden kendilerine elem verici bir azabın dokunacağı ümmetler de olacaktır.
49. (Resûlüm!) İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü iyi sonuç (sabredip) sakınanlarındır.

Bundan sonra bir başka peygamberin, kavmine hakkı tebliğ etmek uğrundaki mücadelesi anlatılmaktadır.


50. Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Siz yalan uyduranlardan başkası değilsiniz.
51. Ey kavmim! Ben, ona (peygamberliğe) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Hâla aklınızı kullanmıyor musunuz?
52. Ey kavmim! Rabbinizden bağış dileyin; sonra da O'na tevbe edin ki, üzerinize göğü (yağmuru) bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Günah işleyerek (Allah'tan) yüz çevirmeyin.
53. Dediler ki: Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin, biz de senin sözünle tanrılarımızı bırakacak değiliz ve biz sana iman edecek de değiliz.
54. Biz "Tanrılarımızdan biri seni fena çarpmış!" demekten başka bir söz söylemeyiz! (Hûd) dedi ki: "Ben Allah'ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım."
55. "O'ndan başka (taptıklarınızın hepsinden uzağım). Haydi hepiniz bana tuzak kurun; sonra da bana mühlet vermeyin!"
56. "Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a dayandım. Çünkü yürüyen hiçbir varlık yoktur ki, O, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru yoldadır."

Allah’ın, her varlığın perçeminden tutmasından maksat, her varlığın yönetiminin, hüküm ve tasarrufunun O’nun elinde olması, O’nun kudret ve iradesinin bütün varlıklar üzerinde mutlak ve kesin bir surette müessir olmasıdır. Allah’ın doğru yolda olması ise, O’nun hüküm ve tararuflarının tamamen doğru, iyi ve adalete uygun olması, Allah’ın haksızlık ve zulümden, yanlışlık ve hatadan münezzeh olması demektir.


57. "Eğer yüz çevirirseniz şüphesiz ki benimle size gönderileni size bildirdim. Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi yerinize getirir de O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Çünkü benim Rabbim her şeyi gözetendir."
58. Emrimiz gelince, Hûd'u ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık, onları ağır bir azaptan kurtuluşa erdirdik.
59. İşte Âd (kavmi). Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler; O'nun peygamberlerine âsi oldular ve inatçı her zorbanın emrine uydular.
60. Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lânete tâbi tutuldular. Biliniz ki, Ad (kavmi) Rablerini inkâr ettiler. (Şunu da) bilin ki Hûd'un kavmi Âd, Allah'ın rahmetinden uzak kılındı.

Nitekim el-Hakka suresinin 6. Ve 7. Ayetlerinde bildirildiğine göre, Ad kavmi yedi gece sekiz gün devam eden şiddetli bir kasırga ile helak  olup insanlar ağaç gövdeleri gibi yerlere yıkılıp kaldılar.

Bundan sonra da Salih Peygamber’in Semud kavmine karşı verdiği mücadele anlatılmaktadır.

61. Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih'i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı. Ve sizi orada yaşattı. O halde O'ndan mağfiret isteyin; sonra da O'na tevbe edin. Çünkü Rabbim (kullarına) çok yakındır, (dualarını) kabul edendir.
62. Dediler ki: Ey Sâlih! Sen bundan önce içimizde ümit beslenen birisiydin. (Şimdi) babalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi engelliyor musun? Doğrusu biz, bizi kendisine (kulluğa) çağırdığın şeyden ciddi bir şüphe içindeyiz.
63. (Sâlih) dedi ki: Ey kavmim! Eğer ben Rabbimden (verilen) apaçık bir delil üzerinde isem ve O bana kendinden bir rahmet (peygamberlik) vermişse, buna ne dersiniz? Bu durum karşısında O'na âsi olursam beni Allah'tan (O'nun azabından) kim korur? O zaman siz de bana ziyan vermekten fazla bir şey yapamazsınız.
64. Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah'ın devesi. Onu bırakın, Allah'ın arzında yesin (içsin). Ona kötülük dokundurmayın; sonra sizi yakın bir azap yakalar.

Rivayet edildiğine göre, Salih (a.s.)’ın kavmi, ondan mucize olarak, kayadan deve çıkarmasını istemişler. Hz. Salih de onlardan iman edeceklerine dair söz aldıktan sonra namaz kılmış, Allah'a dua etmiş ve mucize olarak büyük bir kayadan bir deve çıkmıştır. Sonra bu deve kendisi gibi büyükçe bir yavru doğurmuştur. Fakat kavminin pek azı iman etmiş, diğerleri yine kafirliklerinde devam etmişlerdir.


65. Fakat Semûd kavmi o deveyi, ayaklarını keserek öldürdüler. Sâlih dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın (sonra helâk olacaksınız)!" Bu söz, yalanlanamayan bir tehdit idi.
66. Emrimiz gelince, Sâlih'i ve onunla beraber iman edenleri, bizden bir rahmet olarak (azaptan) ve o günün zilletinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin kuvvetlidir, (her şeye) galip gelendir.
67. Zulmedenleri de o korkunç ses yakaladı ve yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
68. Sanki orada hiç oturmamışlardı. Biliniz ki, Semûd kavmi gerçekten Rablerini inkâr ettiler. Yine bilesiniz ki, Semûd kavmi (Allah'ın rahmetinden) uzak kılındı.
69. Andolsun ki elçilerimiz (melekler) İbrahim'e müjde getirdiler ve: "Selam (sana)" dediler. O da: "(Size de) selam" dedi ve hemen kızartılmış bir buzağı getirdi.

İbn Abbas, gelen elçilerin Cebrail ve beraberindeki iki melek olduğunu söyler. Bu iki meleğin de Mikail ve İsrafil oldukları rivayet edilmiştir.


70. Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içine bir korku düştü. Dediler ki: Korkma! (biz melekleriz). Lût kavmine gönderildik.
71. O esnada hanımı ayakta idi ve (bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak'ı, İshak'ın ardından da Ya'kub'u müjdeledik.
72. (İbrahim'in karısı:) Olacak şey değil! Ben bir kocakarı, bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Bu gerçekten şaşılacak bir şey! dedi.

Müfessirlerin izahına göre o sırada İbrahim (a.s.) yüz yirmi yaşında, hanımı ise doksan yaşında idi.


73. (Melekler) dediler ki: Allah'ın emrine şaşıyor musun? Ey ev halkı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Şüphesiz ki O, övülmeye lâyıktır, iyiliği boldur.
74. İbrahim'den korku gidip kendisine müjde gelince, Lût kavmi hakkında (adeta) bizimle mücadeleye başladı.

Çünkü Hz. İbrahim, inkarcılara gelecek olan umumi felaket ve azaba Lut (a.s.) ile ona inananların da uğrayacaklarından korkuyor, bu sebeple azabın kaldırılması için ısrarla Allah’a yalvarıyordu.


75. İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah'a vermiş biri idi.
76. (Melekler dediler ki): Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Çünkü Rabbinin (azap) emri gelmiştir. Ve onlara, geri çevrilmez bir azap mutlaka gelecektir!
77. Elçilerimiz Lût'a gelince, (Lût) onların yüzünden üzüldü ve onlardan dolayı içi daraldı da "Bu, çetin bir gündür" dedi.

Meleklerin genç delikanlılar şeklinde geldiğini gören Lut (a.s.) onları insan sanmış ve kavminin onlara tecavüz etmesinden korkmuştu. Çünkü A’raf suresinin 80 ve 81. Ayetlerinde bildirildiğine göre Lut’un inkarcı kavminde cinsi sapıklık yaygın idi.


78. Lût'un kavmi, koşarak onun yanına geldiler. Daha önce de o kötü işleri yapmaktaydılar. (Lût): "Ey kavmim! İşte şunlar kızlarımdır (onlarla evlenin); sizin için onlar daha temizdir. Allah'tan korkun ve misafirlerimin önünde beni rezil etmeyin! İçinizde aklı başında bir adam yok mu!" dedi.

Bazı tefsircilere göre Hz. Lut’un halkına evlenmelerini tavsiye ettiği kızlarından maksat kendi öz kızları değil, kavminin kızlarıdır. Çünkü onun sadece iki kızı vardı. Her peygamber kendi kavminin büyüğü ve manevi babası sayıldığından Hz. Lut: “İşte bunlar kızlarımdır...” demiştir.


79. Dediler ki: Senin kızlarında bizim bir hakkımız olmadığını biliyorsun. Ve sen bizim ne istediğimizi elbette bilirsin.
80. (Lût:) Keşke benim size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı veya güçlü bir kaleye sığınabilseydim! dedi.
81. (Melekler) dediler ki: Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Sen gecenin bir kısmında ailenle (yola çıkıp) yürü. Karından başka sizden hiçbiri geride kalmasın. Çünkü onlara gelecek olan (azap) şüphesiz ona da isabet edecektir. Onlara vâdolunan (helâk) zamanı, sabah vaktidir. Sabah yakın değil mi?
82. Emrimiz gelince, oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine (balçıktan) pişirilip istif edilmiş taşlar yağdırdık.
83. (O taşlar:) Rabbin katında işaretlenerek (yağdırılmıştır). Onlar zalimlerden uzak değildir.
84. Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin! Sizin için ondan başka tanrı yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Zira ben sizi hayır (ve bolluk) içinde görüyorum. Ve ben, gerçekten sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.
85. Ve ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın.
86. Eğer mümin iseniz Allah'ın (helâlinden) bıraktığı (kâr) sizin için daha hayırlıdır. Ben üzerinize bir bekçi değilim.
87. Dediler ki: Ey Şuayb! Babalarımızın taptıklarını (putları), yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terketmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu ve çok akıllısın!
88. Dedi ki: Ey kavmim! Eğer benim, Rabbim tarafından (verilmiş) apaçık bir delilim varsa ve O bana tarafından güzel bir rızık vermişse buna ne dersiniz? Size yasak ettiğim şeylerin aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Fakat başarmam ancak Allah'ın yardımı iledir. Yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na döneceğim.

Bu ayette bir peygamberin en önemli vasıflarının sıralandığını görüyoruz: Her şeyden önce peygamberler Allah tarafından kendisine veya kendisinden önceki bir peygambere gönderilmiş bir delile yani vahye dayanırlar. İkincisi peygamberler, ümmetlerine tebliğ ettikleri şeyleri her şeyden önce kendi nefislerinde yaşarlar; sözleri ve özleri, kalpleri ile amelleri birbirine uyar; ümmetlerine tebliğ ettiklerine muhalif davranmazlar. Üçüncüsü, peygamberler birer ıslahatçıdır; onların görevi, yapmak, düzeltmektir; iyiliğin hakim olması, insanların doğruya ve iyiye yönelmesi için elinden geldiğince çaba göstermektir. Dördüncüsü, peygamberler, sadece Allah’a güvenir ve dayanırlar; başarının, yalnız Allah’tan geldiği hususunda hiçbir kuvvete ve desteğe sahip olmasalar bile, yine de ümitsizliğe düşmezler.


89. Ey kavmim! Sakın bana karşı düşmanlığınız, Nuh kavminin veya Hûd kavminin, yahut Sâlih kavminin başlarına gelenler gibi size de bir musibet getirmesin! Lût kavmi de sizden uzak değildir.

Yani onlar da sizin zamanınıza yakın bir zamanda helak oldular. Dolayısıyla helak olanların zamanca size en yakını onlardır. Ya da küfürde, kötülüklerde ve helakı gerektiren şeylerde sizden uzak değillerdi. Bu sebeple helak oldular. Onlardan ibret almalısınız.


90. Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, (müminleri) çok sever.
91. Dediler ki: Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf (âciz) görüyoruz! Eğer kabilen olmasa, seni mutlaka taşlayarak öldürürüz. Sen bizden üstün değilsin.
92. (Şuayb:) "Ey kavmim dedi, size göre benim kabilem Allah'tan daha mı güçlü ve değerli ki, onu (Allah'ın emirlerini) arkanıza atıp unuttunuz. Şüphesiz ki Rabbim yapmakta olduklarınızı çepeçevre kuşatıcıdır.
93. Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Kendisini rezil edecek azabın geleceği şahsın ve yalancının kim olduğunu yakında öğreneceksiniz! Bekleyin! Ben de sizinle beraber beklemekteyim."
94. Emrimiz gelince, Şuayb'ı ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık; zulmedenleri ise korkunç bir gürültü yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
95. Sanki orada hiç barınmamışlardı. Biliniz ki, Semûd kavmi (Allah'ın rahmetinden) uzak olduğu gibi Medyen kavmi de uzak oldu.

Şuayb (a.s.)ın kavmi de Semud kavmi gibi nasihat dinlemedikleri için korkunç bir ses ve gürültü ile helak olmuşlardır. Bunların cezalarının aynı olması kötü ahlak bakımından birbirlerine benzediklerine işarettir. Nitekim Allah’ın rahmetinden uzak olmaları için her iki kavme de aynı beddua edilmiş ve Medyen kavmi bu hususta Semud kavmine benzetilmiştir.


96. Andolsun ki Musa'yı da mucizelerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.
97. Firavun'a ve onun ileri gelenlerine Fakat onlar Firavun'un emrine uydular. Oysa Firavun'un emri doğru değildi.
98. Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne düşecek ve onları (çekip) ateşe götürecektir. Varacakları yer ne kötü yerdir!

Yani Firavun, nasıl ki bu dünyada kavminden inkarcı olanların önüne düşmüş; onlarla Allah’ın Resulü Hz. Musa ve onun tebliğ ettiği hak dine karşı mücadele vermişse, yine nasıl ki Allah’ın  Peygamberi’ini takip edip yakalamak için kavmini arkasına takmış ve nihayet kendisi denizde boğulduğu gibi onların boğulmasına da sebep olmuşsa, aynı şekilde ahirette de kavminin önünde olarak hepsi birden cehenneme sürülecektir.


99. Onlar burada da, kıyamet gününde de lânete uğratıldılar. (Onlara) verilen bu armağan ne kötü armağandır!
100. (Ey Muhammed!) İşte bu, (halkı helâk olmuş) memleketlerin haberlerindendir. Biz onu sana anlatıyoruz; onlardan (bugüne kadar izleri) kalan da vardır, biçilmiş ekin (gibi yok olan) da vardır.
101. Onlara biz zulmetmedik; fakat, onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri geldiğinde, Allah'ı bırakıp da taptıkları tanrıları, onlara hiçbir şey sağlamadı, ziyanlarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı.
102. Rabbin, haksızlık eden memleketleri (onların halkını) yakaladığında, onun yakalayışı işte böyle (şiddetlidir). Şüphesiz onun yakalaması pek elem vericidir, pek çetindir!
103. İşte bunda, ahiret azabından korkanlar için elbette bir ibret vardır. O gün bütün insanların bir araya toplandığı bir gündür ve o gün (bütün mahlûkatın) hazır bulunduğu bir gündür.
104. Biz onu (kıyamet gününü) sadece sayılı bir müddete kadar bekletiriz.
105. O geldiği gün Allah'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onlardan kimi bedbahttır, kimi mutlu.
106. Bedbaht olanlar ateştedirler, orada onların (öyle feci) nefes alıp vermeleri vardır ki.
107. Rabbinin dilediği hariç, (onlar) gökler ve yer durdukça o ateşte ebedî kalacaklardır. Çünkü Rabbin, istediğini hakkıyla yapandır.
108. Mutlu olanlara gelince, onlar da cennettedirler. Rabbinin dilediği hariç, gökler ve yer durdukça onlar da orada ebedî kalacaklardır. Bu (nimetler) bitmez, tükenmez bir lütuftur.

Bu ayetlerde sayılı müddetin sona ermesiyle gelecek olan kıyamet gününden ve bunu takip edecek olan ahiret hallerinden bahsedildiği için, buradaki gökler ve yerden maksat dünyanın değil, ahiretin gökleri ve yeridir. Çünkü İbrahim suresinin 48. Ayetinde, “O gün yer başka bir yer ile, gökler de (başka göklerle) değiştirilir” buyurulmuştur.


109. O halde onların tapmakta oldukları şeylerden (bu şeylerin onları azaba götürdüğünden) şüphen olmasın. Çünkü onlar ancak daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Biz onların (azaptan) nasiplerini mutlaka eksiksiz olarak vereceğiz.
110. Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı verdik; fakat onda ihtilaf edildi. Eğer Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, elbette onların arasında hüküm verilmişti (ve işleri de bitirilmişti). Şüphesiz ki onlar (Mekkeliler) de Kur'an hakkında derin bir şüphe içindedirler.
111. Şüphesiz Rabbin, onların her birinin amellerinin karşılığını onlara tam olarak verecektir. Çünkü Rabbin, onların yapmakta olduklarından haberdardır.
112. O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir.

Ashab-ı kiramdan rivayet edildiğine göre Kur’an’da Resulullah (s.a.) için bu ayetten daha şiddetli ir ayet inmemiştir.Resulullah buyurmuştur ki: “Beni, Hud suresi kocattı!” Çünkü bu surede ona “emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” denilmişti ve bu kolay bir iş değildi. Allah Teala yalnız ona değil, onunla beraber müminlere de istikameti emretmektedir.


113. Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra (O'ndan da) yardım göremezsiniz!
114. Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır.

Tefsircilere göre, gündüzün iki tarafındaki namazlar, sabah, öğle ve ikindi; gecenin yakın saatlerindekiler de akşam ve yatsı namazlarıdır. Ayette belirtilen iyiliklerden biri 5 vakit namazdır. Resulullah (s.a.) buyurmuştur ki: Ne dersiniz, sizden birisinin kapısı önünde bir ırmak bulunsa da, her gün beş defa onda yıkansa kendisinde kir namına bir şey kalır mı? Ashap, “hayır” dediler. Bunun üzerine Resulullah buyurdu ki: İşte beş vakit namaz da bunun gibidir ki, Allah o sayede bütün hataları arıtır.


115. (Ey Muhammed!) Sabırlı ol, çünkü Allah güzel iş yapanların mükâfatını zayi etmez.
116. Sizden önceki asırlarda yeryüzünde (insanları) bozgunculuktan alıkoyacak faziletli kimseler bulunsaydı ya! Fakat onlardan, kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır (bunlar görevlerini yaptılar). Zulmedenler ise, kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Zaten günahkâr idiler.
117. Halkı iyi olduğu halde Rabbin, haksızlıkla memleketleri helâk etmez.
118. Rabbin dileseydi bütün insanları bir tek millet yapardı. (Fakat) onlar ihtilafa düşmeye devam edecekler.
119. Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır. Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım" sözü yerini buldu.

Tefsirciler ayette geçen “li-zalike=bunun için” sözüne iki türlü mana vermişlerdir:

         -“Zaten Rabbin onları bunun için yani ihtilafa düşmeleri için yarattı” veya:

         -“Zaten Rabbin onları bunu için yani rahmetine nail olmaları için yarattı”.

120. Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini (tatmin ve) teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Bunda sana gerçeğin bilgisi, müminlere de bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir.
121. İman etmeyenlere de ki: Elinizden geleni yapın! Biz de (gerekeni) yapmaktayız!
122. Bekleyin! Şüphesiz biz de beklemekteyiz!
123. Göklerin ve yerin gaybı (sırrı) yalnız Allah'a aittir. Her iş O'na döndürülür. Öyle ise O'na kulluk et ve O'na dayan! Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir.

Ayette ibadet emrinin hemen arkasından tevekkül emri gelmektedir. Çünkü kulluk ancak tevekkül ile yani sadece Allah’a güvenip dayanmakla kemale ulaşır. Bütün işlerde başarıya ulaşmak için esbaba tevessül hususunda elden geleni yapmakla beraber, başarıyı Allah’tan beklemek ve sadece O’ndan yardım dileyip O’na sığınmak, aynı zamanda imanın kemaline de alamettir.