15 Kasım 2011 Salı

((LÂNET))



Kur'an Gölgesinde Mesajlar
LÂNET




“(Yahûdiler, Peygamberlerle alay ederek) ‘Kalplerimiz perdelidir’ dediler. Bilâkis, küfür ve isyanları sebebiyle Allah onlara lânet etti. O yüzden onlar, pek azı hâriç, iman etmezler.

Daha önce kâfirlere karşı yardım isterlerken kendilerine Allah katından ellerindeki Tevrat’ı doğrulayan bir Kitap gelip de Tevrat’tan bilip öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince derhal inkâr ettiler. İşte Allah’ın lâneti böyle kâfirlere, inkârcılaradır.” (2/Bakara, 88-89)

((DIN KARDEŞLERİM BU KONULARI OKUYUNUZ.
ONDAN SONRA DÜŞÜNCELERİNİZİ PAYLAŞINIZ.))
Huseyin Meriç

:لسلام عليكمورحمة الله وبركاته:
بســـم الله الرحمن الرحيم
.............
twitter sayfama bakmanızı bekliyorum
https://twitter.com/#!/HuseyinMeric01 
AMİN.
...........
sevgili saygıdeğer arkadaşlarım.Rabbim her daim sizler ile olsun.bu günki konumuza gelelim buyrunuz okuyalım.paylaşmak sizlere düşer.
...
Lânet; Anlam ve Mâhiyeti

“Lânet”, lügatta kovma ve uzaklaştırma manalarında kullanılmaktadır. “Tel’în”, lânet etmek ve azaba uğratmak demektir. “Mel’ûn” kelimesi ise, lânet olunmuş anlamına gelir. Allah Teâlâ tarafından vuku bulan lânet, dünyada hayır ve tevfikten/başarıdan, âhirette ilâhî lütuf ve rahmetten uzaklaştırılmak manasını ifade etmektedir. Halk tarafından yapılan lânetler, sövme ve beddua anlamında kullanılmaktadır.

İslâm, konuşmalarımızda muhtevâ ve üslûp olarak güzelliğe riâyet etmemizi emretmektedir (bkz. 2/Bakara, 83). Kalp incitecek bir kelime bile sarf edilmemesi gerektiğini, ana babaya “öf” demeyi yasaklayan âyetten (17/İsrâ, 23) yola çıkarak değerlendirebiliriz. Sözlerin tümünün hayırlı olmasının emredildiğini, söz israfına, boş söze ve lehve’l-hadise yer vermektense susmanın daha faydalı olduğunu bilen mü’min, gönül kırıcı, kaba veya itici sözlerden kaçınmayı, cehennemden kaçmak gibi görecektir. Halkın bazı yanlış telâkki ve davranışlarındaki hatalardan dolayı “münâfık”, “kâfir” veya “mel’un” gibi damgalandırmalar, bazen onların hatalarından daha büyük bir suçu yüklenmek olacaktır. (Mehmed Emre, Lânetlenmiş Kişiler ve İşler, s. 7-8)
..
Lânet etmek:
birbirine lânet etmesi; “Allah’ın lânetine uğra!”, “lânet olsun!”, “mel’ûn!” gibi tâbirleri kullanmakla gerçekleşir. “Allah’ın rahmetinden uzak olasın!” anlamına gelir. Hak etmeyen bir kimseye lânet etmek veya çokça lânet tabirini kullanmak, büyük günahlardan kabul edilir. “Mü’mine lânet etmek, onu öldürmek gibidir.” (Buhârî, Eymân 7, Cenâiz 84, Edeb 44, 73; Müslim, İman 176 -110-; Tirmizî, İman 16)

Âlimler, yaşayan muayyen bir kimseye lânet etmenin haram olduğunda ittifak ederler. Çünkü lânet, “Allah’ın rahmetinden uzak kılma” manasına gelir. Hali, içyüzü ve son durumu kesin olarak bilinmeyenin, Allah’ın rahmetinden uzak olmasını dilemek câiz olmaz. Bu sebeple âlimler, “ister müslüman, ister kâfir ve isterse hayvan olsun, muayyen birine lânet etmek câiz değildir” demişlerdir. Bir kimsenin son halini sadece Allah bilir. Ebû Cehil ve İblis gibi küfür üzerine öldüğü veya öleceği bir nassla bilinenlere lânet edilebilir. Kâfir olarak öldüğü veya öleceği bilinmeyenlere açıkça lânet câiz değildir. Ama, vasıfla lânet haram değildir. Fâiz yiyen veya yediren, zâlimler, fâsıklar, kâfirler, bid’atçılar gibi hadislerde lânet izâfe edilenler, belirli bir şahsı bu çerçevede tâyin etmeden lânet edilebilir.

İnsanlara ulu orta lânet etmek, sövmek gibi, hatta ondan daha ağır bir kötü sözdür. Rasûlullah (s.a.s.), kötü sözlü olmayı mü’minlik vasfıyla bağdaştırmaz. Kur’an ve Sünnet, hangi çeşidi olursa olsun, kötü sözü yasaklar. Âhirette hesabının zor verileceği amellerden olduğu ve gönüllerde açtığı yaranın, bıçak ve kılıç yarasından daha derin olmasından dolayı, dinimiz, hayrın dışında söz söylemektense susmayı emreder.

Lânet; kötü söz, hakaret ve sövme anlamında kullanılır. Ama esas anlamı, Allah’ın rahmetinden uzak kalması için bedduâdır. Kelimenin esas anlamı budur. Hadis-i şerifte, içki içen kimseye lânet etmenin Rasûlullah tarafından yasaklanması (Buhârî, Hudûd 5) gösterir ki, Allah ve Rasûlünü seven kimse için, bir mü’min için, büyük günahlar da işlese lânet etmek haramdır. Böylelerine Allah’tan mağfiret dilemek daha uygundur. Kişi dinden çıkmadıkça, günahı sebebiyle lânet edilmesi câiz değildir. Ama, başkalarına kötü örnek olacak şekilde günahı açıktan işleyen, başkalarını haramlara alıştıran, insanları Allah’a isyana teşvik eden bir fâsığa lânet câiz görülmüştür.

İhtiyatlı âlimlere göre, muayyen bir kimse için, lânet tavsiye edilmez; bazı amelleri işleyenleri caydırmak için kötü fiilleri engellemek kasdıyla genel olarak bazı vasıfları taşıyanlar lânetlenebilir; Peygamberimiz’in yaptığı bundan ibarettir. Başta İmam Buhârî olmak üzere birçok âlim, açıktan günah işleyen fâsıklara ve özellikle zâlimlere ve tâğutlara genel bir üslûpla beddua etmenin câiz olacağına hükmetmişlerdir. Bir kimsenin ismen lânet edilmesi, onu günahta ısrara veya tevbesinin kabulü hususunda ümitsizliğe atabilir; halbuki bedduâ ve lânet, muayyen bir şahsa değil de günahkârlara genel bir üslûpla yapılacak olursa, bu o günahı işlemekten kaçındırma ve caydırma olur, insanın kötülüğü değil, iyiliği hedeflenmiş olur.

Lânet kavramını tanımak, insanları ulu orta tel’in etmeye vesile olmamalı; kendimiz ve yakın çevremizin lânetlenmiş kötülüklerden uzaklaşmamız ve başkalarını münkerden yasaklama görevimiz için değerlendirilmelidir. Müşrikleri muvahhid mü’min, münâfıkları samimi müslüman, günahkârları hayırda ve sevapta yarışan mücâhid haline getirmek için dinimizin hepimize görevler yüklediğinin bilincinde olmalıyız. Lâneti hak ettiren kötülükleri bilmek, öncelikle o tür hataların en küçüğünün ve en gizlisinin bile kendimize bulaşmasına müsâmaha ile bakmamak, kötü amele buğz etmek, fakat kötü insanı ıslâha çalışmak anlayışına hizmet etmelidir.
sevgili arkadaşlarım okuduğunuz için hepinize ayrı ayrı teşekür ederim.
kaynak islam ansiklopedisi
http://www.facebook.com/profile.php?id=100001236834369

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder