22 Şubat 2012 Çarşamba

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم "Hakk'a bâtılı karıştırıp da, bile bile hakkı gizlemeyin." (2/Bakara, 42)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
"Hakk'a bâtılı karıştırıp da, bile bile hakkı gizlemeyin." (2/Bakara, 42)

Hak Kelimesinin Kur’an’daki Anlamları

Hak kelimesi, Kur'an'da 227 yerde geçer;  türevleriyle birlikte ise toplam 287 yerde kullanılır.

Kur’an bu kelimeyi bir kaç anlamda kullanmaktadır:

1- Bir şeyi hikmetin gereğine göre (nasıl gerekiyorsa ona göre) yapan anlamında. Bu anlamda ‘hakk’ Allah’ın bir sıfatıdır. “Işte burada (bu durumda) velâyet (velilik, dostluk) hakk olan Allah’a aittir. O, sevap bakımından ve sonuç bakımından hayırlıdır.” (18/Kehf, 44) âyetindeki ‘hakk’ kelimesi Allah’ın bir sıfatıdır. (Ayrıca bkz. 6/En’am, 62; 10/Yûnus, 32; 22/Hacc, 6, v.d.)

2- Hikmetin gereği olarak var edilen şeyler. Allah (cc) fiilleri bu anlamda ‘hak’tır. Güneşin  ve  ayın  yaratılması  hakkında "…Allah,  bunları ancak hak ile yaratmıştır. O, bilen bir topluluk için âyetlerini böyle birer birer açıklamaktadır.” (10/Yûnus, 5, ayrıca bkz. 10/Yûnus, 53; 2/Bakara, 146)

3- Bir şey hakkında aslına uygun olarak inanç taşıma anlamında. Bir kimse hakkında ‘onun yeniden diriliş ve cennet konusundaki inancı hak’tır’ dememiz gibi. “Allah, iman edenleri, 

ayrılığa düştükleri hakk’a, kendi izniyle eriştirdi.” (2/Bakara, 213) âyetinde insanların inanç ilkeleri ve ibadetler konusunda ihtilâf ettikleri gerçek anlamında geçmektedir. (Muh. Ibni Kesir, 1/188)

4- Gereğine göre, gerektiği kadarıyla ve gerektiği zamanda meydana gelen söz veya iş anlamında. Bir kimse için ‘senin sözün hak’tır’ dememiz gibi. “Eğer hak, onların hevâ (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız gökler, yer ve bunların içinde olan herkes ve her şey fesada (bozulmaya) uğrardı…” (23/Mü’minûn, 71). Buradaki hak; Rabbimizin adı olarak (muh. Ibni Kesir, 2/570), tüm yaratılmış âlemin tâbi olduğu gerçeklik (M. Esed, Kur'an Mesajı, 2/698), ya da hikmetin gereğine göre konulan hüküm anlamında gelmiş olabilir.

5- Borç anlamında: (2/Bakara, 282).

6- Hisse, pay anlamında: “Ve onların mallarında belirli bir hakk vardır; isteyenler ve yoksul olanlar için.” (70/Meâric, 24-25, ayrıca bkz. 51/Zâriyât, 19)         

7- Adalet anlamında: “Allah hakk ile hükmeder. Oysa O’nu bırakıp ta tapmakta oldukları ise, hiç bir şeye hükmedemezler. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.” (40/Ğâfir, 20)

‘Hakk’ kelimesinin çoğulu ‘hukuk’, ‘hıkak’ ya da ‘hakaik’tır. Aynı kökten gelen ‘ihkak’, gerçekleştirmek, ‘İstihkak’, hak sahibi olmak, ‘Ehakk’, daha hakk, daha doğru, ‘Hakîk’ daha lâyık, ‘el-Hâkka’ ise 69. sûrenin adı olup gerçekleşen olay, yani Kıyamet anlamına gelmektedir.

‘el-Hakk’, Rabbimizin güzel isimlerinden biridir. Allah’ın bir adı olarak Hakk, inkârı mümkün olmayan, varlığı kabul edilmesi gereken, gerçek var olan, Varlığı ve ilâhlığı kesin olan, hikmetinin gereğine göre eşyayı yaratan, hakkı ortaya koyan, sözünde doğru olan, her hakkın kendisinden alındığı gerçek var olan mevcud manalarına gelir.

Allah (c.c.), enfüste (subje) ve âfakta (obje) ne yaratmışsa birbirine uyumlu, yerli yerinde yaratmıştır. Hepsinin hâkimi O’dur. O’nun dışındaki her şey, O’nun yaratmasıyla ‘tahakkuk’ eder. Allah, her bir varlığa belli bir şekil, ecel ve görev vermiştir. Bunların hepsi de yerli yerindedir. Her bir varlığın âlemde ‘Allah’a bağlı olarak’ bir hakikatı (gerçekliği), bir sınırı ve birbirlerine karşı hukukları vardır. Alah (cc) her şeyi ‘hakk’ ile yarattığını haber veriyor (46/Ahkaf, 3). Allah (c.c.) ‘bizâtihi vücûd’tur. Yani O’nun varlığı, kendi Mevcut oluşunun gereğidir, hiç kimseye muhtaç değildir. Diğer varlıklar ise ‘hak’ oluşlarını Mutlak Varlık ve Gerçek (el-Hakk) olan Cenab-ı Hakk’a borçludur. Onların varlığı Allah’a bağlı olarak ‘liğayrihi vücûd’tur, hak oluşları başkasına bağlıdır.

‘Hak’ aslında sâbit ve aklın inkâr edemeyeceği derecede gerçek olan şey demektir. O aynı zamanda doğrudur, isabetlidir, maksada uygundur, arzu edilene denk düşen şeydir. Bu bakımdan her an ve yerde sabit olan (mevcut olan) Allah (cc) gerçek Hakk’tır. O, yarattıklarını hak üzere yarattığı için, onlar da Allah’a göre hak’tırlar. Hak’tan gelen, O’ndan kaynaklanan her şey de tıpkı O’nun zâtı gibi hak’tır. O’ndan gelen vahy da hak’tır. O’nun gönderdiği din de hak’tır.

Hakk’ın tam karşıtı ‘bâtıl’dır. Bâtıl,  hakk’a göre temelsiz, boş, gerçek olmayan, uymayan ve geçersizdir. Hakk, suyun kendisi, bâtıl ise onun üzerinde biriken köpüktür. Köpük kaybolur gider, su kalır. (13/Ra’d, 17) Hak, her zaman kalıcıdır, yerindedir, uygundur, üstündür. Hak gelince zaten bâtıl yok olup gider. Bâtıl hakk’ın karşısında tutunamaz. Zaten yok olmak (tıpkı köpük gibi) onun doğasında vardır. Çünkü onun bir gerçekliği ve geçerliliği yoktur. (17/İsrâ, 81)

Bâtıl hakk’ın yerine geçmeye çalışırsa, ya da hakk’a engel olmaya çalışırsa Hakk olan Allah (cc) hakk’ı bâtılın tepesinde indirir ve onu darmadağın eder. (21 Enbiya/18). Allah (cc) kendi kelimeleriyle bâtılı ortadan kaldırıp yok eder ve hakk’ı pekiştirir. O, suçlular ve müşrikler istemese de Hakk’ı gerçekleştirmek ve bâtılı geçersiz kılmak ister. (8/Enfâl, 8). Hak olan Allah’ın insanlar arasından seçtiği son hak peygamber Hz. Muhammed’tir. Son peygamberlerle gönderdiği din hak’tır. O dinin kitabı Kur’an hak bir kitaptır. Islâmın bütün hükümleri, Kur’an’ın bütün âyetleri, haber verdiği şeyler hak’tır. Ölüm, kıyamet, ölüm sonrası hayat, mahşer, mizan, Cennet ve Cehennem haktır. Hakk’ın, sâbit, doğru, insan fıtratına uygun, her hükmü tutarlı, yani hakk nizamı olan İslâm’a teslim olanlar hakk’ı bulurlar. Işlerinde hak üzere olurlar. İnsanlara, hayvanlara ve çevreye ait hak’lara saygı gösterirler, Hakk’ın, tahakkuk edecek azabından korkarlar, hak yolu izlerler ve hak olan amelleri yaparak Allah’ın Cennetini hak ederler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder