Huseyin Meric
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
BAKARA
وَإِذْ نَجَّيْنَاكُمْ مِنْ آلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبْنَاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءَكُمْ وَفِي ذَلِكُمْ بَلَاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظِيمٌ (49) وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمْ الْبَحْرَ فَأَنْجَيْنَاكُمْ وَأَغْرَقْنَا آلَ فِرْعَوْنَ وَأَنْتُمْ تَنظُرُونَ (50) وَإِذْ وَاعَدْنَا مُوسَى أَرْبَعِينَ لَيْلَةً ثُمَّ اتَّخَذْتُمْ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَنْتُمْ ظَالِمُونَ (51) ثُمَّ عَفَوْنَا عَنْكُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (52) وَإِذْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَالْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ (53) وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَاقَوْمِ إِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ أَنفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمْ الْعِجْلَ فَتُوبُوا إِلَى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُوا أَنفُسَكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ عِنْدَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ (54) وَإِذْ قُلْتُمْ يَامُوسَى لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتَّى نَرَى اللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْكُمْ الصَّاعِقَةُ وَأَنْتُمْ تَنظُرُونَ (55) ثُمَّ بَعَثْنَاكُمْ مِنْ بَعْدِ مَوْتِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (56) وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمْ الْغَمَامَ وَأَنزَلْنَا عَلَيْكُمْ الْمَنَّ وَالسَّلْوَى كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَكِنْ كَانُوا أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ (57)
49) Hani sizi Firavun hanedanından kurtarmıştık ki, oğullarınızı boğazlayıp kadınlarınızı ise sağ bırakarak size azabın en kötüsünü tattırıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden çok büyük bir imtihan vardı.
50) Hani sizin için denizi yarmış ve sizi kurtarmıştık. Firavun hanedanını da boğmuştuk, ki siz görüyordunuz.
51) Hani biz Musa’ya kırk gece vaadetmiştik; sonra siz onun ardından zalimler olarak o buzağıyı (ilah) edindi-niz.
52) Sonra bunun ardından belki şükredersiniz diye sizi affetmiştik.
53) Hani belki hidayete erersiniz diye Musa'ya kitabı ve furkanı vermiştik.
54) Hani Musa kavmine demişti ki: "Ey kavmim! Ger-çekten siz o buzağıyı (ilah) edinmekle kendinize zul-mettiniz; hemen yaratanınıza tevbe edin de nefislerinizi öldürün. Bu yaratanınız katında sizin için daha hayır-lıdır.” Bunun üzerine tevbenizi kabul etti. Şüphesiz ki O, Tevvab’dır, Rahim’dir.
55) Hani siz; “Ey Musa! Allah’ı apaçık görünceye ka-dar sana asla inanmayız!" demiştiniz de sizi hemen bir yıldırım çarpmıştı, ki siz görüyordunuz.
56) Sonra ölümünüzün ardından belki şükredersiniz di-ye sizi dirilttik.
57) Bulutu da üzerinize gölge yaptık. Size kudret hel-vası ve bıldırcın indirdik. “Rızık olarak verdiğimiz gü-zel şeylerden yiyin!” Onlar bize zulmetmediler; fakat kendi nefislerine zulmetmekteydiler.
49) Hani bir zamanlar atalarınızı Firavun ve ordusunun zulmünden kurtarmıştık. Onlar atalarınıza çeşitli işkenceler yapıyorlardı. Firavun gördüğü bir rüyanın yorumundan etkilendiği için yeni doğan erkek çocuklarınızı keserek öldürüyor, kız çocuklarınızı ise hizmetçi, dansöz ve cariye olarak kullanma gayesiyle sağ bırakıyordu. Firavun ve ordusunun size bu şekilde musallat olmaları, Allah’ın bir imtihanıydı.
50) Hani bir zamanlar Musa'nın asasıyla Kızıldeniz’i atalarınız için yararak takip etmekte olan Firavun ve ordusundan kurtarmış, onları yarmış olduğumuz denizi üzerlerine kapatarak atalarınızın gözleri önünde suda boğmuş, cesetlerini de sahile atmıştık.
51) Hani Musa’yı, Tevrat’ı vermek için Tur dağına kırk günlük bir süre için çağırmıştık. Fakat atalarınızın büyük bir çoğunluğu onun ardından hemen, buzağıya tapmaya başladılar. Onlar bu şekilde Allah’tan başka bir varlığa ibadet ederek nefislerine zulmettiler.
52) Allah (c.c.) buzağıya tapanlara gereken cezayı verdikten sonra Allah'ın verdiği nimetleri itiraf etmeleri, karşılığında O’na hamdetmeleri, helal yolda harcamaları ve ibadeti yalnızca Allah'a has kılmaları için tevbelerini kabul edip onları affetmişti.
53) Allah (c.c.) atalarınıza, din ve dünya işlerinde doğru yolu bulmaları için, hakkı batıldan ayıran Tevrat'ı indirmişti
54) Hani Musa (a.s.) Tur dağından döndüğünde kavmini, buzağıya tapar halde bulmuştu ve onlara şöyle demişti: “Ey kavmim! Ben sizi iman üzere bıraktım ve Rabbimin çağrısına icabet ederek kırk günlük bir süre için Tur dağına gittim. Geri döndüğümde sizi şirk içerisinde buldum. Siz Allah’tan başka bir varlığa ibadet etmek suretiyle O’na şirk koşup nefislerinize zulmettiniz. Öyleyse sizi hiçbir örneğe ihtiyaç duymadan yoktan var eden Rabbinize tevbe edin ve bir daha O’na ortak koşmayın. Tevbeniz buzağıya tapmayanların tapanları öldürmesiyle veya nefsinizdeki şirk, küfür, fısk gibi şeytani dürtüleri öldürmekle kabul olur. Bu nefsinize ağır gelse de Allah katında sizin için hayırlıdır. Şüphesiz Allah, kullarının tevbelerini kabul eden, dünyada ve ahirette yalnız mü’minlere merhamet edendir.”
55) Hani bir zamanlar atalarınızdan buzağıya tapmayan seçkin yetmiş kişi, Allah’ın kendilerini affettiğini ve Musa'nın Allah'la konuştuğunu duymak için Musa tarafından Tur’a götürülmüşlerdi. Tur dağına geldikleri zaman üzerlerini bir bulut kapladı. Bunun üzerine hepsi secdeye kapandılar. Sonra Musa Allah ile konuştu. Bu konuşmaları duyan yetmiş kişi: “Ey Musa! Sen Allah'la mı konuştun yoksa başkasıyla mı, bunu biz nereden bilelim? Allah'ı apaçık bir şekilde görmedikçe sana inanmayız." dediler. Bunun üzerine Allah bir yıldırım göndererek onları her biri diğerinin ölümünü gözle görür vaziyette teker teker öldürdü.
56) Allah (c.c.) Musa’nın dua etmesinden sonra belki şükrederler, Allah’ın nimetlerini itiraf ederler, onları helal yolda harcarlar, O’na hamd eder, O’ndan istenmemesi gereken şeyleri bir daha istemezler ve rasullerine zorluk çıkarmazlar diye onları, her biri diğerinin dirilişini gözle görür vaziyette diriltti.
57) Musa (a.s.) atalarınıza Kudüs’e girmelerini emredince onlar: “Orada zorba bir kavim var, biz onlarla savaşamayız, sen ve Rabbin onlarla savaşın.” deme küstahlığını gösterdiler. Allah (c.c.) bunun üzerine onları kırk yıl Mısır ile Şam arasında bulunan Sina (Tih) çölünde kaybolmuş bir vaziyette dolaştırarak cezalandırdı. Bu ağır cezayı haketmiş olmalarına rağmen çölün aşırı sıcağından etkilenmemeleri için üzerlerine ince, beyaz bulutu gölge yaparak kudret helvası da denilen, ağacın üzerine inen “menn” adlı bal gibi tatlı bir sıvı ve “selva” adlı bıldırcına benzeyen ve eti çok lezzetli olan bir kuş verdi. Ayrıca helal ve temiz olan diğer şeylerden yemelerine de izin verdi. Fakat onlar bu nimetlere nankörlük ettiler. Allah’ın emrine uymayıp Rasulüne karşı geldikleri ve verilen nimete nankörlük ettikleri için dünyadaki bu zahmetsiz nimetlerin ve ahiretteki hesabı sorulmayacak rızıkların kesilmesine sebep olarak kendi nefislerine zulmetmiş oldular.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder