((DIN KARDEŞLERİM BU KONULARI OKUYUNUZ.
ONDAN SONRA DÜŞÜNCELERİNİZİ PAYLAŞINIZ.))
Huseyin Meriç
SELAMÜN ALEYKÜM
MEKR/TUZAK
:لسلام عليكمورحمة الله وبركاته:
بســـم الله الرحمن الرحيم
.............
twitter sayfama bakmanızı bekliyorum
https://twitter.com/#!/HuseyinMeric01
AMİN.
..........
sevgili arkadaşlarım amacımız hakka giden yola bir tek başımıza değil o yoldan uzak kullar ile birlikte gitmek.buradaki paylaşımda bundan dır mevlam hepinizden razı olsun.buyrunuz okuyalım.sizlerde paylaşınız vesile olunuz.
....
MEKR/TUZAK
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللهُ وَاللهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ
"(Yahûdiler gizlice) mekr (tuzak, hile, plan, strateji) kurdular; Allah da onların mekrine karşılık verdi. Allah mekr edenlerin en hayırlı/güçlü olanıdır." (3/Âl-i İmrân, 54)
....
Mekr; Anlam ve Mâhiyeti
Tuzak, hile ile aldatma; renklendirme; birini hile ile maksadından döndürme; hile, plan ve tedbir. Ancak mekr kelimesi hemen hemen aynı anlamlara gelen "keyd" kendisinden daha zengin bir muhtevâya sahiptir.
"Onlar Allah'ın mekrinden (düzen) güvende midirler? Hüsranda olandan başkası Allah'ın mekrinden (düzen) emin olmaz.” (7/A'râf, 99). "İnsanlara dokunan bir sıkıntıdan sonra, onlara bir rahmet tattırdığımız zaman âyetlerimiz hakkında mekr (yalan, dolan) düzerler. De ki: Allah mekr'i (düzeni) çabuk olandır. Şüphesiz bizim elçilerimiz sizlerin mekr'ini (yalan ve dolanını) yazmaktadırlar.” (10/Yunus, 21). Bu iki âyette görüldüğü üzere mekr kelimesi yukarıdaki anlamlarında kullanılmaktadır. Ancak aşağıdaki âyette “mekr” yalan, tuzak, hile gibi anlamlardan daha çok; “plan, strateji” şeklinde kullanılmıştır: “Onlar mekr (plan, strateji) kurdular. Allah da bir mekr (plan strateji) kurdu. Allah mekr edenlerin en hayırlısıdır.” (3/Âl-i İmrân, 54).
Mekr ifadesi görüldüğü gibi klasik kullanımından farklı bir şekilde ifade edilmiştir. Nitekim mekr kelimesinin Allah'a atfen hile, tuzak şeklindeki kullanımları yanlıştır. Zira Cenab-ı Hak böyle bir sıfattan münezzehtir. "Allah düşmanlarının mü’minlere kurduğu tuzak ve hileleri boşuna çıkarır" anlamını taşımaktadır. (1)
Hile yapmak, pusu kurmak, çekiştirmek, kaydırmak, saptırmak anlamlarına gelen “mekr”, Allah Teâlâ’ya isnad edildiği zaman, Allah’ın hile yapmasından ve kaydırmasından murad, kulun başına fark edemeyeceği bir belâyı sarması yahut hemen cezalandırmayıp mühlet vermesi, onun dünya menfaatlerinden faydalanıp iyice azmaya başlayarak sapkınlığı günden güne arttırdığı bir sırada onu hemen yakalayıverip cezasını vermesidir.
Mekr, gizlice, hile ve kurnazlık yapmak, aldatmak demektir. Bir çeşit hile ile başkasını maksadından çevirmek, hoş gitmeyen sevimsiz bir şeyi gizlice başkasına ulaştırmaktır. Mekr, düzenlenen tuzakla beklenmedik bir sonuca götüren gizli plandır. Mekr, tuzak kuranın, planladığı tuzakla umulmadık ve bir şekilde istediği şeyi gerçekleştirmek için güçlü ve gizli bir entrikasıdır.
Mekr; karanlık, gizli, hissedilmeyecek hile ile diğer bir kimseye zarar vermeye çalışmak demektir. Mekrin hakikati, başkasına gizli, anlaşılmaz bir sûrette kötülük yapmaktır. Ayrıca mekr bir insanı hile ile maksadından (niyet ettiği şeyden) döndürmen mânâsına da gelir. Bu kelime de Kur’an’da kullanıldığı gibi, hadis-i şeriflerde de kullanılır. Peygamber Efendimiz, “Bir mü’mine zarar veren veya hile yapanın mel’un olduğunu” haber vermektedir (Tirmizî, Birr 27). Mekr, daha ziyâde başkasına hileli tuzak kurmayı ifâde etmektedir.
...
Mekrin Çeşitleri:
Âlimler, mekrin, güzel görülen ve yerilen olmak üzere iki çeşit olduğunu söylerler. Güzel görülen mekr, kendisinde güzel bir iş aranan; yerilen mekr ise, kendisinde kötü bir iş (sûikast) aranan tuzaktır. "Allah, herkesten daha iyi mekr kurar" (3/Âl-i İmrân, 54) âyeti birinciye, "Kötü tuzak, ancak sahibine dolanır" (35/Fâtır, 43) âyeti de ikinciye örnektir (Râgıb, el-Müfredât, s. 47). Buna göre "mekr" kelimesi, güzel ve kötü olanı beraber içerdiği gibi, tuzak planlayanlar içerisinde de hayırlılar ile şerliler bulunabilir.
...
Mekrin Allah'a Nisbet Edilmesi:
Genellikle yapılacak kötü şeyler gizli tutulduğundan mekr, kötü iş düzenleme, tuzak kurma anlamında kullanılır. Fakat mekr, mutlaka kötü tedbiri düşünmek demek değildir. İyi tedbire de mekru'l-hasen denilir. Bunun için Allah, "mâkirlerin en iyisi" (3/Âl-i İmrân, 54) olarak nitelendirilmiştir.
Allah, tedbir uygulayanların en hayırlısıdır. Zira O'nun tedbirinin sonucu, daima yaratıkların hayrınadır. İşin içyüzünü bilmeyenler, O'nun tedbirini bazen şer sanırlar ama aslında şer sandıkları şey, kendileri için hayırlıdır.
Allah'ın mekri, kötülük kuranların eylemlerini boşa çıkaracak çare bulması, onların tuzaklarını engelleyecek karşı tedbir hazırlamasıdır. "Allah'ın, kula fırsat ve bol dünya imkânları vermesi, Allah'ın mekridir" diyenler de vardır.
Âl-i İmrân sûresinin 54. âyetinde Allah'ın İsa (a.s.)'yı öldürmeyi planlayıp bu konuda kurdukları tuzaklarını boşa çıkardığı anlatılmaktadır. Âyette şöyle deniliyor: Onlar, İsa'yı öldürmek için tuzak kurdular, Allah da onların tuzaklarını boşa çıkarmayı düzenledi. Çünkü en güzel tedbir eden, herşeyi yerli yerince en güzel biçimde düzenleyen; düzenleri, kötü planları, karşı planla etkisiz bırakan Allah'tır.
Allah, tedbir uygulayanların en hayırlısıdır. Zira O'nun tedbirinin sonucu, daima yaratıklarının hayrınadır. İşin içyüzünü bilmeyenler, O'nun tedbirini bazen şer sanırlar. Oyse şer zannettikleri, aslında kendileri için hayırdır. Kur'an'da Allah'ın mekrinden kimsenin güvende olamayacağı vurgulanır (7/A'râf, 99). Bu, büyük bir uyarıdır. Akıllı kişiler, tedbirli, ihtiyatlı olur, Allah'ın cezâsından korkarlar. Her zaman O'na sığınırlar. Ama kâfirler, Allah'ın cezâsına inanmadıkları için, O'nun cezâsını hiç düşünmezler, sonlarından emin gibi güven içinde yaşarlar. Allah'ın cezâsı, birden bire geldiği için mekr olarak isimlendirilmiştir. Âdeta onlar, hiç farkına varmadan, davranışlarıyla Allah'ın mekrine yakalanmaktadırlar.
Kötü tuzak sahibinin ayağına dolanır. Allah kâfirlerin kötü planlarını etkisiz kılacak karşı mekr kurar ve onların tuzaklarını kendi ayaklarına dolar. Çünkü yapılan kötülük, gerçekte kişinin kendi canını yakalar, kendi ayağına dolanır. Yapılan her kötülük, zâhirde başkalarına zarar verse de gerçekte kişinin kendi canına tuzak olur, onu mânevî azaplara, zindanlara yakalatır. Allah kötülerin tuzaklarını bozar, kendi başlarına geçirir. Nitekim Mekke müşriklerinin, Peygamber aleyhindeki tuzakları, sonunda kendi aleyhlerine dönmüş, kendi ayaklarına dolanmıştır.
Neml sûresinin 50-51. âyetlerinde Sâlih Peygamber'e mekr/tuzak kuranların, farkına varmadan Allah'ın mekrine yakalandıkları belirtiliyor. Allah, her suçu, kendi türünden bir ceza ile cezalandırır. Şimdi Sâlih (a.s.)'e karşı suç, mekrdir. Bu suçu kuranların, karşıt bir çare (mekr) ile etkisiz bırakıldıkları belirtilmektedir.
Yûnus sûresinin 21. âyetinde de, insanın yaptığı kötülüklerin yanına kalmayacağı, çünkü yaptıkları kötülüklerin, kurdukları planların yazıldığı; Allah'ın, en çabuk mekr kuran olduğu belirtilmektedir. İnsanın, Allah'ın âyetlerine tuzak kurması, onları inkâr edip etkisiz bırakmaya, yayılmasını önlemeye çalışmasıdır. Allah'ın insana tuzak kurması da, insanın bu olumsuz davranışlarını etkisiz bırakması, işlediği suçu, uygun bir cezâ ile cezâlandırmasıdır. Allah'ın koyduğu yasalar gereği, insanın kötü davranışları, kendisi farkına varmadan kendisine tuzak olmaktadır. Yüce Allah, insanın hareketlerini saptayan elçiler, güçler yaratmıştır. Bu güçler, İlâhî yasal, insanın hareketlerini tesbit etmekte, onları mânevî şekillere çevirip korumaktadır. İnsanın yaptığı en küçük bir eylem dahi, bu güçlerin dikkatinden kaçmaz. Her şeyi tesbit edilir; işleri kendilerine uygun biçimlere büründürülerek rûhî âlemde insanın karşısına çıkarılır. İnsanın imanı, iyi davranışları kendisine cennet nimetleri, bahçeleri olurken; inkârı, kötü davranışları da kendisine tuzak olmakta, cehennem azâbına dönüşmektedir. Özetle, insanın kurduğu tuzak, sonunda kendi ayağına dolanmaktadır (S. Ateş, Kur'an Ans. 2/417-420).
Mekrin Allah'a nisbet ve izâfe edilmesi üç şekildedir:
1- Tuzağın cezâsını "mekr" ile isimlendirmiştir. Yani, Allah'ın, tuzak kuranlara vereceği cezâya, belâya mekr denilmiştir. "Kötülüğün cezâsı, yine onun gibi bir kötülüktür" (42/Şûrâ, 40) âyeti gibi.
2- Allah’ın, tuzak örgütleyenlere muâmelesi “mekr”e benzediği için, bu işleme mekr denilmiştir (F. Râzî, Mefâtihu’l-Gayb, c. 8, s. 10).
3- Allah’ın kullarına gizlediği tedbiri, gizliliğinden dolayı mekr diye isimlendirilmiştir.
Allah’ın fiili mekr olmaktan uzaktır. O’nun fiiline mekr tâbir edilmesi, hile yapıp tuzağa düşürmek isteyenlerin bu fiiline karşı koyması ve onların tahminlerinin aksine, habersiz olarak gayb cihetinden bir mekr sûretinde gelip bastırması itibarıyladır (Elmalılı, 4/349).
Bütün bunlar, sünnetullahın yerleşmesi, hüküm ve hikmetinin tamamlanması, düşmanları hakkında azâbın gerçekleşip dostlarından kaldırılması içindir. Hepsi de, kullar anlamakta yetersiz kalsalar da, bizzat hayırlıdır (Tefsîr-i Menar, c. 3, s. 315).
Mekrin Genelde Kötülükte Kullanılması:
Mekrin gizli tedbir, dolap çevirme, dilediğine kavuşmak için gizlice hile ve kurnazlık yapmak olduğunu belirtmiştik. Fakat bu, genelde şer ve fesatta kullanılan mânâdır. Çünkü, başkasına hayır ve iyilik düşünen bir kimse, onu gizlemeye ihtiyacı olmayabilir. Bu sebepten mekrin; kötülükte, şerde, fesatta, başkalarının ona düşmesinde kullanılması ve onun bâtıla sanfedilip bu yönde genellik kazanması kaçınılmazdır.
İleri Gelenler, Genelde Ehl-i Mekrdir/Sûikastçıdır:
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Her kentte ileri gelenleri (ekâbirini/büyüklerini), oranın mücrimleri/suçluları kıldık (bir süre kötülük yapmalarına fırsat verdik) ki, orada mekr/hile yapsınlar. Onlar kendilerinden başkasına hile/kötülük (mekr) yapmıyorlar, ama bunun farkında değiller.” (6/En’âm, 123). Yani, her beldede, oranın ahlâksız mücrimlerini (suçlu ve günahkârlarını), uluları/ileri gelenleri, reisleri, yöneticileri yaptık. Bunlar, bozgunculuğa daha elverişli ve insanları kendi yalan ve bâtıllarına uydurmaya sevk etme konusunda herkesten daha güçlü olduklarından, Allah (c.c.) âyette özellikle onları zikretmiştir (İbn Kesir, Kurtubî, Âlûsî). Zeccâc diyor ki: “Ahlâksızlar, günahkârlar, kavmin ileri geleni ve büyüğü olmuşlardır. Çünkü, insanların reisleri olmaları sebebiyle zulmetmeye, hîle yapmaya ve insanlara kendi yalan ve yanlışlarını ön planda tutmaya başkalarından daha elverişlidirler (F. Râzî, c. 3, s. 114).
Niçin Ahlâksızlar, Toplumun Ulularıdır? Fakat, niçin ahlâksız ve günahkârlar toplumun ileri gelen ve ulularıdır? Çünkü onlar, ehl-i hakkın gafleti, za’fiyeti, bölük pörçük olmaları, ehl-i bâtılın kendilerine kolayca musallat olacağını, saldırgan tutum sergileyeceklerini ve kendilerini onlarla (ehl-i hakla) beraber, bütün toplumun başında komutan, lider, ulu kişi tâyin edeceklerini bilmemeleri sebebiyle toplumun önderleri (ekâbir), uluları durumuna gelmişlerdir.
Ehl-i hakkın bölük pörçük olduğu, suçlularla yüz yüze gelmekten korktuğu, ahlâksızların toplanarak birlik beraberlik içerisinde güçlenip durdukları ve arzularını yerine getirmek için öne çıktıkları bir toplumda sünnetullah/Allah’ın kanunu, bu ahlâksız mücrimlerin topluma musallat olmaları, toplumda olmaları, ehl-i hakkı korkak ve cemaatten ayrılmış, işlevsiz fırkalar haline getirmeleri tarzında cereyân etmiştir. Hakkın kendisini koruyacak ve varlığını ortaya koyacak gücünün olması gerekir. Bu gücün olmaması durumunda, taraftarlarıyla birlikte bâtılın gücü ortaya çıkar. Temelsiz ve bâtıl fikir sahibi ahlâksızlar, belirgin bir statü kazanarak toplumun ulusu, komutan ve lideri durumuna gelirler.
OKUDUĞUNUZ İÇİN HEPİNİZE TEŞEKÜR EDERİM.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder